Harita

Kitabeler Haritası

4 Temmuz 2026 Cumartesi

Valide-i Cedid Camii Kitabesi

Bu yapının konumu

 






Penâh-ı dîn ü devlet Vâlide Sultân-ı Âlîşân
Mükerrem Mâder-i Sultân Ahmed Hân-ı mülk-ârâ

Din ve devletin koruyucusu, şânı yüce Valide Sultan,

Âlemi güzelleştiren Sultan [III.] Ahmed Han’ın aziz ve kıymetli annesi


Riyâz-ı Cennet etmişdir cihânı yümn-i âsârı
Odur âlemde şimdi âmir-i ma‘mûre-i ukbâ

Bereketli eserleriyle dünyayı adeta cennet bahçesine çevirmiştir,

Şimdi o, bu hayır eserleriyle âhiret yurdunu mamur etmektedir


Ola şâyeste-i gufrân-ı Bârî zikr-i bi’l-hayrı
Hemîşe masdar-ı envâ‘-ı hayrât eyleye Mevlâ

Umarız ki, bu vesile ile rabbimizin mağfiretine mazhar olsun

Ve Mevlâ onu daima türlü türlü iyiliklerin kaynağı kılsın


Li-vechillâh olup bu câmi‘e tarh-efgen-i bünyâd
Tarîk-i Hakk’da bir âlî eser etdi yine ihyâ

Allah rızâsı için bu caminin temelini atan o oldu

Hakk yolunda yüce bir eser meydana getirerek bu civârı ihyâ etti


Bu câmi‘dir melâz-ı sübha-kerdân-ı hulûs-âyîn
Bu câmi‘dir metâf-ı kudsiyân-ı âlem-i bâlâ

Bu cami, samimiyetle kulluk edenlerin niyazlarına sığınak olmuştur

Bu cami, yüce âlemlerdeki meleklerin devamlı indiği yer olmuştur


Cemâ‘at penç vakt ihlâsla gülberg-i da‘avâtı
Muhammed Mustafâ rûh-i şerîfine eder ihdâ

Cemaat, beş vakit namazda samimiyetle dua ve zikirlerini sunarlar

Ve bunları Muhammed Mustafa’nın mübarek ruhuna hediye ederler


Zehî ferruh ibâdetgâh-ı pür-feyz-i mukaddes kim
Derûnu hâlet-efzâdır misâl-i Ka‘be-i Ulyâ

Ne kutlu ve uğurlu bir ibadethane ki, ilâhî feyzlerle dolup taşmaktadır

İçi ise gönülleri huzura kavuşturur; adeta yüce Kabe’ye benzer


Kıbâb-ı sakf-i pâki künbed-i gerdûn ile hem-ser
İmâd-i tâk-i berrâki amûd-i subh ile hem-sâ

Bu temiz kubbenin örtüsü gök kubbe ile boy ölçüşür

Parlak kemerinin direği ise sabahın aydınlık sütunlarıyla yarışır


Müşebbek revzen-i rûşen-nihâdı matla‘-ı envâr
Mu‘allâ mahfel-i şâhenşehi mihr-i ziyâ-bahşâ

Aydınlık saçan pencerelerin şebekeleri, nurların doğduğu yerdir

Yüce padişahın namazgâhı ise ışıklar saçan bir güneş gibidir


Beyâz-ı şem‘-i mihrâbı şu‘â‘-ı nahl-i nûr-endûd
Sevâd-ı dûde-i kandîli kuhl-i dîde-i hûrâ

Mihrapta yanan mumların beyaz ışığı, nurlu hurma dalları gibi ışıldıyor

Kandillerden çıkan isler ise cennet hurilerinin gözlerine sürme gibi yakışıyor


Mücellâ ol kadar her câm-ı billûru ki aksinde
Nümâyân oldu eşkâl-i nukûş-i târem-i mînâ

Öyle pırıl pırıl, öyle berrak birer billur kadeh gibi ki

Üzerinde mavi çini nakışlarının şekilleri yansıyarak görünür


Mukavves ebruvân-ı tâkına Cevzâ kerem-beste
Mukarnas turre-i matbû‘una Hûrşîd ruh-fersâ

Kaş gibi kıvrımlı kemerlerine Cevza takım yıldızı bağlıdır
İşlenmiş bir saç lülesine benzeyen mukarnaslarına ise Güneş vurdukça ruh verir


Verâ-yı ebr-i şerme girdi gayretle hilâl oldu
Görünce Mehce-i âlem-fürûğun gurre-i garrâ

Ay, bu caminin âlemi aydınlatan o parlak ve ihtişamlı ışıltısını görünce
Utanç bulutlarının ötesine çekilip gayretle hilâl gibi büküldü


Harîm-i dilkeş-i pehnâveri harmangah-ı tâ‘at
Ruhâm-ı ferş-i sahnı gehver-i gencîne-i takvâ

Gönülleri cezbeden o geniş mekânı ibadetlerin toplandığı bir harman yeridir

Avlusunun taş döşemesi de takvâ hazinelerinin beşiği olmuştur


Olaydı atlasında nakş-i encüm çerh-i vâlânın
Düşerdi pîşgâhında Hatâyî Bûriyâ-âsâ

Eğer yüce gök kubbe bir atlas kumaş olup tüm yıldızlar ona işlenmiş olsaydı

O atlastaki Hatâyî nakışları bu caminin motif ve işçilikleri yanında ancak bir hasıra benzerdi


Zülâl-i havzı icrâ etdi hükm-i âb-ı hayvânı
Kuru bir nâmı kaldı çeşme-i Hızr oldu nâ-peydâ

Sebilinin berrak suyu âb-ı hayât gibi oldu

Hızır’ın pınarı ise görünmez olup sadece adı kaldı


Şarâb-ı Kevser’in aynı demek cüsbân idi Kevser
Olaydı neşve-bahş-ı teşnegân-ı sâha-i gabrâ

Onun o güzel suyuna Kevser suyu demek yakışır
Tozlu yollardan gelen nice susuzlar onunla rahata ve huzura kavuşur


Menârı serv-i zîbende hırâm-ı gülşen-i tevhîd
Mü’ezzinler hezâr nağme perdâzı anın gûyâ

Süslü bir servi gibi yükselen minareleri tevhid bahçesinde salınan bir güzellik

Müezzinler de o minarelerden binbir nağme ile ne güzel ezanlar okuyorlar


Nigeh-pîrâ-yı enzâr-ı hıred her şekl-i mergûbu
Mücessem nûrdur ser-tâ-kadem bu câmi‘-i vâlâ

Her zarif şekli, işçiliği, akıl sahiplerinin bakışlarına hayretler verir

Ve sanki bu yüce cami baştan ayağa adeta vücut bulmuş bir nurdur


Olup zühhâd-ı âlem çehre-sâ-yı hâk-i dergâhın
Du‘â-yı hayr-ı Sultân-ı Cihân’ı eyler istîfâ

Dünyanın zahidleri bu kutlu mekanın toprağına yüz sürerek

Cihan sultanı için hayır dua ederler


Kemâl-i i‘tikâd-ı pâkle ihlâsa mebnîdir
Ki tevfîk etdî Bârî ana böyle hayr-ı müstesnâ

Tam bir temiz inanç ve samimiyet üzerine kurulu olduğu içindir ki

Bârî teala [Allah] ona böyle eşsiz bir hayır eseri nasip etti


Şürû‘-i vaz‘-ı bünyâdına kim târîh ola “Hûrşîd”
Aceb mi neyyir-i a‘zam gibi olsa şeref-pîrâ

Temelinin atılışına “Hûrşîd” (Güneş) kelimesi tarih olur (1120)
Ki buna zaten şaşılmaz zira bu cami de o yüce kaynak gibi nurlar saçmaktadır


Sezâdır Tâ‘ibâ derc eyleyüp bir beyt-i ma‘mûre
İki târîh ile hüsn-i hitâmın etseler imlâ

Ey Tâ’ib, yakışır ki bir mamur (güzel) beyit ekleyesin

Ki bu beytin her mısraı caminin tarihini versin de öyle bu şiir hitama ersin


“Mahallinde yapıldı Vâlide Sultân’ın âsârı” -1122-
“Güzîde beyt-i tâ‘ât-ı ilâhî ma‘bed-i zîbâ” -1122-

“Valide Sultan’ın bu eseri mahallinde pek hoş yapıldı” -1122 [17111]-
“Mümtaz bir ilâhî ibadet yeri olan bu güzel mâbed” -1122 [17111]-