Bu yapının konumu
Penâh-ı dîn ü devlet Vâlide Sultân-ı Âlîşân
Mükerrem Mâder-i Sultân Ahmed Hân-ı mülk-ârâ
—
Din ve devletin koruyucusu, şânı yüce Valide Sultan,
Âlemi güzelleştiren Sultan [III.] Ahmed Han’ın aziz ve kıymetli annesi
Riyâz-ı Cennet etmişdir cihânı yümn-i âsârı
Odur âlemde şimdi âmir-i ma‘mûre-i ukbâ
—
Bereketli eserleriyle dünyayı adeta cennet bahçesine çevirmiştir,
Şimdi o, bu hayır eserleriyle âhiret yurdunu mamur etmektedir
Ola şâyeste-i gufrân-ı Bârî zikr-i bi’l-hayrı
Hemîşe masdar-ı envâ‘-ı hayrât eyleye Mevlâ
—
Umarız ki, bu vesile ile rabbimizin mağfiretine mazhar olsun
Ve Mevlâ onu daima türlü türlü iyiliklerin kaynağı kılsın
Li-vechillâh olup bu câmi‘e tarh-efgen-i bünyâd
Tarîk-i Hakk’da bir âlî eser etdi yine ihyâ
—
Allah rızâsı için bu caminin temelini atan o oldu
Hakk yolunda yüce bir eser meydana getirerek bu civârı ihyâ etti
Bu câmi‘dir melâz-ı sübha-kerdân-ı hulûs-âyîn
Bu câmi‘dir metâf-ı kudsiyân-ı âlem-i bâlâ
—
Bu cami, samimiyetle kulluk edenlerin niyazlarına sığınak olmuştur
Bu cami, yüce âlemlerdeki meleklerin devamlı indiği yer olmuştur
Cemâ‘at penç vakt ihlâsla gülberg-i da‘avâtı
Muhammed Mustafâ rûh-i şerîfine eder ihdâ
—
Cemaat, beş vakit namazda samimiyetle dua ve zikirlerini sunarlar
Ve bunları Muhammed Mustafa’nın mübarek ruhuna hediye ederler
Zehî ferruh ibâdetgâh-ı pür-feyz-i mukaddes kim
Derûnu hâlet-efzâdır misâl-i Ka‘be-i Ulyâ
—
Ne kutlu ve uğurlu bir ibadethane ki, ilâhî feyzlerle dolup taşmaktadır
İçi ise gönülleri huzura kavuşturur; adeta yüce Kabe’ye benzer
Kıbâb-ı sakf-i pâki künbed-i gerdûn ile hem-ser
İmâd-i tâk-i berrâki amûd-i subh ile hem-sâ
—
Bu temiz kubbenin örtüsü gök kubbe ile boy ölçüşür
Parlak kemerinin direği ise sabahın aydınlık sütunlarıyla yarışır
Müşebbek revzen-i rûşen-nihâdı matla‘-ı envâr
Mu‘allâ mahfel-i şâhenşehi mihr-i ziyâ-bahşâ
—
Aydınlık saçan pencerelerin şebekeleri, nurların doğduğu yerdir
Yüce padişahın namazgâhı ise ışıklar saçan bir güneş gibidir
Beyâz-ı şem‘-i mihrâbı şu‘â‘-ı nahl-i nûr-endûd
Sevâd-ı dûde-i kandîli kuhl-i dîde-i hûrâ
—
Mihrapta yanan mumların beyaz ışığı, nurlu hurma dalları gibi ışıldıyor
Kandillerden çıkan isler ise cennet hurilerinin gözlerine sürme gibi yakışıyor
Mücellâ ol kadar her câm-ı billûru ki aksinde
Nümâyân oldu eşkâl-i nukûş-i târem-i mînâ
—
Öyle pırıl pırıl, öyle berrak birer billur kadeh gibi ki
Üzerinde mavi çini nakışlarının şekilleri yansıyarak görünür
Mukavves ebruvân-ı tâkına Cevzâ kerem-beste
Mukarnas turre-i matbû‘una Hûrşîd ruh-fersâ
—
Kaş gibi kıvrımlı kemerlerine Cevza takım yıldızı bağlıdır
İşlenmiş bir saç lülesine benzeyen mukarnaslarına ise Güneş vurdukça ruh verir
Verâ-yı ebr-i şerme girdi gayretle hilâl oldu
Görünce Mehce-i âlem-fürûğun gurre-i garrâ
—
Ay, bu caminin âlemi aydınlatan o parlak ve ihtişamlı ışıltısını görünce
Utanç bulutlarının ötesine çekilip gayretle hilâl gibi büküldü
Harîm-i dilkeş-i pehnâveri harmangah-ı tâ‘at
Ruhâm-ı ferş-i sahnı gehver-i gencîne-i takvâ
—
Gönülleri cezbeden o geniş mekânı ibadetlerin toplandığı bir harman yeridir
Avlusunun taş döşemesi de takvâ hazinelerinin beşiği olmuştur
Olaydı atlasında nakş-i encüm çerh-i vâlânın
Düşerdi pîşgâhında Hatâyî Bûriyâ-âsâ
—
Eğer yüce gök kubbe bir atlas kumaş olup tüm yıldızlar ona işlenmiş olsaydı
O atlastaki Hatâyî nakışları bu caminin motif ve işçilikleri yanında ancak bir hasıra benzerdi
Zülâl-i havzı icrâ etdi hükm-i âb-ı hayvânı
Kuru bir nâmı kaldı çeşme-i Hızr oldu nâ-peydâ
—
Sebilinin berrak suyu âb-ı hayât gibi oldu
Hızır’ın pınarı ise görünmez olup sadece adı kaldı
Şarâb-ı Kevser’in aynı demek cüsbân idi Kevser
Olaydı neşve-bahş-ı teşnegân-ı sâha-i gabrâ
—
Onun o güzel suyuna Kevser suyu demek yakışır
Tozlu yollardan gelen nice susuzlar onunla rahata ve huzura kavuşur
Menârı serv-i zîbende hırâm-ı gülşen-i tevhîd
Mü’ezzinler hezâr nağme perdâzı anın gûyâ
—
Süslü bir servi gibi yükselen minareleri tevhid bahçesinde salınan bir güzellik
Müezzinler de o minarelerden binbir nağme ile ne güzel ezanlar okuyorlar
Nigeh-pîrâ-yı enzâr-ı hıred her şekl-i mergûbu
Mücessem nûrdur ser-tâ-kadem bu câmi‘-i vâlâ
—
Her zarif şekli, işçiliği, akıl sahiplerinin bakışlarına hayretler verir
Ve sanki bu yüce cami baştan ayağa adeta vücut bulmuş bir nurdur
Olup zühhâd-ı âlem çehre-sâ-yı hâk-i dergâhın
Du‘â-yı hayr-ı Sultân-ı Cihân’ı eyler istîfâ
—
Dünyanın zahidleri bu kutlu mekanın toprağına yüz sürerek
Cihan sultanı için hayır dua ederler
Kemâl-i i‘tikâd-ı pâkle ihlâsa mebnîdir
Ki tevfîk etdî Bârî ana böyle hayr-ı müstesnâ
—
Tam bir temiz inanç ve samimiyet üzerine kurulu olduğu içindir ki
Bârî teala [Allah] ona böyle eşsiz bir hayır eseri nasip etti
Şürû‘-i vaz‘-ı bünyâdına kim târîh ola “Hûrşîd”
Aceb mi neyyir-i a‘zam gibi olsa şeref-pîrâ
—
Temelinin atılışına “Hûrşîd” (Güneş) kelimesi tarih olur (1120)
Ki buna zaten şaşılmaz zira bu cami de o yüce kaynak gibi nurlar saçmaktadır
Sezâdır Tâ‘ibâ derc eyleyüp bir beyt-i ma‘mûre
İki târîh ile hüsn-i hitâmın etseler imlâ
—
Ey Tâ’ib, yakışır ki bir mamur (güzel) beyit ekleyesin
Ki bu beytin her mısraı caminin tarihini versin de öyle bu şiir hitama ersin
“Mahallinde yapıldı Vâlide Sultân’ın âsârı” -1122-
“Güzîde beyt-i tâ‘ât-ı ilâhî ma‘bed-i zîbâ” -1122-
—
“Valide Sultan’ın bu eseri mahallinde pek hoş yapıldı” -1122 [17111]-
“Mümtaz bir ilâhî ibadet yeri olan bu güzel mâbed” -1122 [17111]-