Rahimehullâhu te‘âlâ
Sâbıkan Sadr-ı Anadolu ve Hâzinü Kelâmi’r-Rabbânî Hattât Mustafâ Râkım Efendi Rûhiçün Fâtiha
1241 [1826]
Rahimehullâhu te‘âlâ
Sâbıkan Sadr-ı Anadolu ve Hâzinü Kelâmi’r-Rabbânî Hattât Mustafâ Râkım Efendi Rûhiçün Fâtiha
1241 [1826]
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ الْحَمْدُ لِلّهِ الْمُتَوَحِّدِ بِالْبَقَاءِ الْمُنَزَّهِ عَنِ الزَّوَالِ وَالْفَيْضَا وَعَلٰى مَنْ أَرْسَلَهُ بِالْحَنِيفِيَّةِ وَالْبَيْضَا وَآلِهِ وَأَصْحَابِهِ الْكِرَامِ أَمَّا بَعْدُ فَقَدِ انْتَقَلَ مِنْ دَارِ الْفَنَاءِ وَالْغُرُورِ إِلٰى دَارِ الْبَقَاءِ وَالسُّرُورِ / وَمِنْ مَنْزِلِ الْعَنَاءِ وَالتَّرَحِ إِلٰى مَحْفِلِ الْغِنٰى وَالْفَرَحِ سُلْطَانُ سَلَاطِينِ الدَّهْرِ مَالِكُ مَمَالِكِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ سُلْطَانُ الْغُزَاةِ وَالْمُجَاهِدِينَ مَلْجَأُ الضُّعَفَاءِ وَالْمَسَاكِينِ فَخْرُ السَّلَاطِينِ آلِ عُثْمَانَ الْمَخْصُوصُ بِعِنَايَةِ الْمَلِكِ الْمَنَّانِ السُّلْطَانُ بْنُ السُّلْطَانِ السُّلْطَانُ مُرَادُ بْنُ السُّلْطَانِ مُحَمَّدٍ بْنُ السُّلْطَانِ بَايَزِيد خَانْ بَوَّأَهُ اللهُ تَعَالٰى إِلٰى غُرَفِ الْجِنَانِ وَأَفَاضَ عَلَيْهِ شَآبِيبَ الْغُفْرَانِ ضُحْوَةَ أَرْبعًا غُرَّةَ الْمُحَرَّمِ الْحَرَامِ سَنَةَ خَمْسٍ وَخَمْسِينَ وَثَمَانِمِائَةٍ
—
Bismillahirrahmanirrahim. Hamd; bekâ ile tek ve benzersiz olan, yok olmaktan ve zevâlden münezzeh bulunan Allah’a mahsustur. Allah’ın, kendisini hanîf ve apaçık din ile gönderdiği Peygamber’e, onun âline ve kerem sahibi eshâbına salât ve selâm olsun. O, fânilik ve aldanış yurdundan bekâ ve sürûr yurduna, sıkıntı ve keder konağından zenginlik ve sevinç meclisine intikal etti. O, zamanın sultanlarının sultanı, karanın ve denizin hükümdarı, gazilerin ve mücahitlerin sultanı, zayıfların ve yoksulların sığınağı, Âl-i Osman sultanlarının iftihârı, Melik-i Mennân’ın hususî inâyetine mazhar olan sultan oğlu sultan, Sultan Bayezid oğlu Sultan Mehmed oğlu Sultan [II.] Murâd Hân’dır. Allahü Teâlâ onu cennetlerin yüce köşklerine yerleştirsin ve üzerine mağfiret yağmurlarını bol bol yağdırsın. Onun vefatı, 855 yılı Muharrem ayının ilk günü, çarşamba günü kuşluk vaktinde gerçekleşti [3 Şubat 1451].
Bârekallâh ne makâm-ı âlî
Rif‘at ü kadr ile arş-ı a‘zam
—
Maşallah, ne yüce bir makamdır
Yücelik ve itibarıyla yüce arşı andırmaktadır
Ravza-i Cennet-i Rûhânîdir
Meşhed-i Akdes-i Mîr-i Ekrem
—
Burası ruhânî bir Cennet bahçesidir
Emîr Buhârî Hazretleri’nin mukaddes türbesidir
Kevser-i feyz ü tecellâ gülzâr
Nûr-i … buna her şeb şebnem
—
Feyiz ve ilâhî tecellilerin Kevser’i gibi bir gül bahçesidir
Nurlar da her gece onun üzerine çiğ taneleri gibi iner
Dü-cihân kâmı bu bâğın semeri
Hâsılı Aşk-ı Hudâdır her dem
—
Bu bahçenin meyvesi iki cihan saadetidir
Onun asıl mahsulü ise her zaman Allah sevgisidir
Bu Behişt-i İrem’e olmuşlar
Hazret-i Mîr-i Buhârî Âdem
—
Bu İrem cennetini andıran yere Hazret-i EMîr-i Buhârî gelmiştir
Buranın ilk sakini ve kurucusu olmuştur
Şems-i rahşân-ı Buhârâ hâver
Rûm’a feyz seher ü subh dembedem
—
Buhara ufkunun parlak güneşi,
Rum diyarına her seher ve sabah vakti feyiz saçar
Mîr-i Serasker-i Merdân-ı Hudâ
Ceyş-i Ehlullâh’a Serdâr-ı Ekrem
—
Allah erlerinin başkumandanı olan büyük önderdir
Allah dostlarının ordusunun serdâr-ı ekremidir
Bir velîdir ki sözü indallâh
Oldu makbûl özü gibi her dem
—
Öyle bir velidir ki sözü Allah katında daima makbuldür
Çünkü özü de her zaman temiz ve makbuldür
Hangi meşhedde bu hâlet-i meşhûd
Hall ola nice umûr-i mübhem
—
Hangi türbe ve ziyaretgâhta bu hâl vardır?
Nice kapalı ve müşkül işler burada çözüme kavuşur
Yanıp ihrâkda bulmuşdu fenâ
Hikmet-i mahzdır Allâhu a‘lem
—
Bir yangında yanarak fenâ buldu
Bunda da bir hikmet vardır Allah en iyi bilir
Dil-i âşık sûzişle meğer
Ola tâ böyle Behişt-i Hürrem
—
Âşığın gönlü de ancak aşk ateşiyle yanıp tutuşursa,
O vakit neşe ve huzur dolu böyle bir cennet bahçesi hâline gelir
Şâh-ı Şâhân-ı Selâtîn-i Cihân
Mâlik-i Mülk-i Mülûk-i A‘zam
—
Cihan sultanlarının sultanı olan hükümdardır
En büyük hükümdarların ülkelerinin gerçek sahibidir
Hazret-i Abd-i Hamîd-i Âdil
Âleme Zıll-i İlâhi’l-Âlem
—
Adalet sahibi Sultan Abdülhamid Hazretleri’dir
Âlem üzerine Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olmuştur
Bendesi Dârüssa‘âde Ağası
Cevher Ağa-yı mukarrib-i mahrem
—
Onun kulu olan Dârüssaâde Ağası
Mahrem ve yakınlarından olan Cevher Ağa
Oldu tevfîk-i Hudâ’ya mazhar
Oldu bu hayr-ı celîle mülhem
—
Allah’ın tevfikine mazhar oldu
Bu büyük hayır eserini ilham ile meydana getirdi
Kıldı bu dergehi te’sîs ü binâ
Sarf-ı makdûr edip ol kân-ı kerem
—
Bu dergâhı kurup inşa etti
O kerem kaynağı bunun için bütün imkânını harcadı
Dergeh-i Hazret-i Mîr’i ihyâ
Ka‘be yapmak gibidir yok şübhem
—
Hazret-i Emîr’in dergâhını ihya etmek
Şüphesiz Kâbe tamiri gibi kıymetli bir iştir
Hizmeti böyle veliyyullâhın
Devlet-i her dü-cihândan a‘zam
—
Böyle bir Allah dostuna hizmet etmek
İki cihan nimetlerinden daha büyüktür
Himmeti hâzır ola denmek bes
Sâhibü’l-hayra du‘â-yı vâfî hem
—
“O Hazretin himmeti hazır olsun” demek
O hayır sahibine de tam ve gönülden bir dua olarak yeter
Dergeh-i Mîr gedâsı Neş’et
Oldu bu mısra‘a gûyâ mülhem
—
Emîr Buharî Hazretleri’nin dergâhının fakîri Neş’et de
Bu tamirin tarihini şu mısra ile söylemeye sanki ilham olunmuştur
Düşdü bu tam mücevher târîh:
“Kıble-i Hâcet-i Halk-ı Âlem”
—
Şu ibare cevher tarih ile düştü:
“Âlem halkının ihtiyaçlarını yönelttiği kıble”
1197 [1783]