Rahimehullâhu te‘âlâ
Sâbıkan Sadr-ı Anadolu ve Hâzinü Kelâmi’r-Rabbânî Hattât Mustafâ Râkım Efendi Rûhiçün Fâtiha
1241 [1826]
Rahimehullâhu te‘âlâ
Sâbıkan Sadr-ı Anadolu ve Hâzinü Kelâmi’r-Rabbânî Hattât Mustafâ Râkım Efendi Rûhiçün Fâtiha
1241 [1826]
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ الْحَمْدُ لِلّهِ الْمُتَوَحِّدِ بِالْبَقَاءِ الْمُنَزَّهِ عَنِ الزَّوَالِ وَالْفَيْضَا وَعَلٰى مَنْ أَرْسَلَهُ بِالْحَنِيفِيَّةِ وَالْبَيْضَا وَآلِهِ وَأَصْحَابِهِ الْكِرَامِ أَمَّا بَعْدُ فَقَدِ انْتَقَلَ مِنْ دَارِ الْفَنَاءِ وَالْغُرُورِ إِلٰى دَارِ الْبَقَاءِ وَالسُّرُورِ / وَمِنْ مَنْزِلِ الْعَنَاءِ وَالتَّرَحِ إِلٰى مَحْفِلِ الْغِنٰى وَالْفَرَحِ سُلْطَانُ سَلَاطِينِ الدَّهْرِ مَالِكُ مَمَالِكِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ سُلْطَانُ الْغُزَاةِ وَالْمُجَاهِدِينَ مَلْجَأُ الضُّعَفَاءِ وَالْمَسَاكِينِ فَخْرُ السَّلَاطِينِ آلِ عُثْمَانَ الْمَخْصُوصُ بِعِنَايَةِ الْمَلِكِ الْمَنَّانِ السُّلْطَانُ بْنُ السُّلْطَانِ السُّلْطَانُ مُرَادُ بْنُ السُّلْطَانِ مُحَمَّدٍ بْنُ السُّلْطَانِ بَايَزِيد خَانْ بَوَّأَهُ اللهُ تَعَالٰى إِلٰى غُرَفِ الْجِنَانِ وَأَفَاضَ عَلَيْهِ شَآبِيبَ الْغُفْرَانِ ضُحْوَةَ أَرْبعًا غُرَّةَ الْمُحَرَّمِ الْحَرَامِ سَنَةَ خَمْسٍ وَخَمْسِينَ وَثَمَانِمِائَةٍ
—
Bismillahirrahmanirrahim. Hamd; bekâ ile tek ve benzersiz olan, yok olmaktan ve zevâlden münezzeh bulunan Allah’a mahsustur. Allah’ın, kendisini hanîf ve apaçık din ile gönderdiği Peygamber’e, onun âline ve kerem sahibi eshâbına salât ve selâm olsun. O, fânilik ve aldanış yurdundan bekâ ve sürûr yurduna, sıkıntı ve keder konağından zenginlik ve sevinç meclisine intikal etti. O, zamanın sultanlarının sultanı, karanın ve denizin hükümdarı, gazilerin ve mücahitlerin sultanı, zayıfların ve yoksulların sığınağı, Âl-i Osman sultanlarının iftihârı, Melik-i Mennân’ın hususî inâyetine mazhar olan sultan oğlu sultan, Sultan Bayezid oğlu Sultan Mehmed oğlu Sultan [II.] Murâd Hân’dır. Allahü Teâlâ onu cennetlerin yüce köşklerine yerleştirsin ve üzerine mağfiret yağmurlarını bol bol yağdırsın. Onun vefatı, 855 yılı Muharrem ayının ilk günü, çarşamba günü kuşluk vaktinde gerçekleşti [3 Şubat 1451].
Bârekallâh ne makâm-ı âlî
Rif‘at ü kadr ile arş-ı a‘zam
—
Maşallah, ne yüce bir makamdır
Yücelik ve itibarıyla yüce arşı andırmaktadır
Ravza-i Cennet-i Rûhânîdir
Meşhed-i Akdes-i Mîr-i Ekrem
—
Burası ruhânî bir Cennet bahçesidir
Emîr Buhârî Hazretleri’nin mukaddes türbesidir
Kevser-i feyz ü tecellâ gülzâr
Nûr-i … buna her şeb şebnem
—
Feyiz ve ilâhî tecellilerin Kevser’i gibi bir gül bahçesidir
Nurlar da her gece onun üzerine çiğ taneleri gibi iner
Dü-cihân kâmı bu bâğın semeri
Hâsılı Aşk-ı Hudâdır her dem
—
Bu bahçenin meyvesi iki cihan saadetidir
Onun asıl mahsulü ise her zaman Allah sevgisidir
Bu Behişt-i İrem’e olmuşlar
Hazret-i Mîr-i Buhârî Âdem
—
Bu İrem cennetini andıran yere Hazret-i EMîr-i Buhârî gelmiştir
Buranın ilk sakini ve kurucusu olmuştur
Şems-i rahşân-ı Buhârâ hâver
Rûm’a feyz seher ü subh dembedem
—
Buhara ufkunun parlak güneşi,
Rum diyarına her seher ve sabah vakti feyiz saçar
Mîr-i Serasker-i Merdân-ı Hudâ
Ceyş-i Ehlullâh’a Serdâr-ı Ekrem
—
Allah erlerinin başkumandanı olan büyük önderdir
Allah dostlarının ordusunun serdâr-ı ekremidir
Bir velîdir ki sözü indallâh
Oldu makbûl özü gibi her dem
—
Öyle bir velidir ki sözü Allah katında daima makbuldür
Çünkü özü de her zaman temiz ve makbuldür
Hangi meşhedde bu hâlet-i meşhûd
Hall ola nice umûr-i mübhem
—
Hangi türbe ve ziyaretgâhta bu hâl vardır?
Nice kapalı ve müşkül işler burada çözüme kavuşur
Yanıp ihrâkda bulmuşdu fenâ
Hikmet-i mahzdır Allâhu a‘lem
—
Bir yangında yanarak fenâ buldu
Bunda da bir hikmet vardır Allah en iyi bilir
Dil-i âşık sûzişle meğer
Ola tâ böyle Behişt-i Hürrem
—
Âşığın gönlü de ancak aşk ateşiyle yanıp tutuşursa,
O vakit neşe ve huzur dolu böyle bir cennet bahçesi hâline gelir
Şâh-ı Şâhân-ı Selâtîn-i Cihân
Mâlik-i Mülk-i Mülûk-i A‘zam
—
Cihan sultanlarının sultanı olan hükümdardır
En büyük hükümdarların ülkelerinin gerçek sahibidir
Hazret-i Abd-i Hamîd-i Âdil
Âleme Zıll-i İlâhi’l-Âlem
—
Adalet sahibi Sultan Abdülhamid Hazretleri’dir
Âlem üzerine Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olmuştur
Bendesi Dârüssa‘âde Ağası
Cevher Ağa-yı mukarrib-i mahrem
—
Onun kulu olan Dârüssaâde Ağası
Mahrem ve yakınlarından olan Cevher Ağa
Oldu tevfîk-i Hudâ’ya mazhar
Oldu bu hayr-ı celîle mülhem
—
Allah’ın tevfikine mazhar oldu
Bu büyük hayır eserini ilham ile meydana getirdi
Kıldı bu dergehi te’sîs ü binâ
Sarf-ı makdûr edip ol kân-ı kerem
—
Bu dergâhı kurup inşa etti
O kerem kaynağı bunun için bütün imkânını harcadı
Dergeh-i Hazret-i Mîr’i ihyâ
Ka‘be yapmak gibidir yok şübhem
—
Hazret-i Emîr’in dergâhını ihya etmek
Şüphesiz Kâbe tamiri gibi kıymetli bir iştir
Hizmeti böyle veliyyullâhın
Devlet-i her dü-cihândan a‘zam
—
Böyle bir Allah dostuna hizmet etmek
İki cihan nimetlerinden daha büyüktür
Himmeti hâzır ola denmek bes
Sâhibü’l-hayra du‘â-yı vâfî hem
—
“O Hazretin himmeti hazır olsun” demek
O hayır sahibine de tam ve gönülden bir dua olarak yeter
Dergeh-i Mîr gedâsı Neş’et
Oldu bu mısra‘a gûyâ mülhem
—
Emîr Buharî Hazretleri’nin dergâhının fakîri Neş’et de
Bu tamirin tarihini şu mısra ile söylemeye sanki ilham olunmuştur
Düşdü bu tam mücevher târîh:
“Kıble-i Hâcet-i Halk-ı Âlem”
—
Şu ibare cevher tarih ile düştü:
“Âlem halkının ihtiyaçlarını yönelttiği kıble”
1197 [1783]
Χριστὲ ὦ Θεός, ἀτάραχον καὶ ἀπολέμιτον φύλα[ττε]
τὴν πόλιν σου, νήκας δορούμενος τῦς βασιλεῦσιν ἡμõν
—
Ey Rabbimiz İsa Mesîh! Şehrini sarsıntıdan ve savaşlardan muhafaza eyle. İmparatorlarımıza zaferler ihsan eyle!
Şeh Selîm’e vezîr-i a‘zam olan
Ya’nî hem-nâm-ı mefhar-i dü-cihân
—
Sultan [II.] Selim’e sadrazam olan zattır
Yani iki cihanın övüncüyle aynı adı taşıyandır
Eyleyüp hâtır-ı şerîfe hutûr
Âyet-i küllü men aleyhâ fân
—
Mübarek gönlüne şu ayetin hakikati geldi:
“Yeryüzünde bulunan herkes fanidir”
Kıldı bünyâd o hazret-i paşa
Bir makâm-ı şerîf-i âlîşân
—
O paşa hazretleri böyle yüce bir makam inşa etti
Şeref ve ihtişam sahibi bir eser meydana getirdi
Merkad-i pâki oldu evlâdın
Hûr u gılmâna ravza-ı rıdvân
—
Burası kendisi ve nesli için bir türbe olarak yapıldı
Hûriler ve gılmanlarla beraber Rıdvân cennetine dönüştü
Dedi bu dâr-ı Cennet-âsâya
İki târîh eden Nihâdî hemân:
—
Nihâdî bu cennet gibi mekân için
İki mısraı da tarihini veren bir beyt söyledi
“Bes makâm-ı latîf cây-ı şerîf”
“Türbe-i pâk-i dâr-i ehl-i cinân”
—
“Ne hoş ve latif bir makam, ne mübarek bir mekândır”
“Cennet ehlinin tertemiz yurdu olan mübarek türbedir”
972 [1564/65]
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ / سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلهِ وَلَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ وَاللهُ أَكْبَرُ وَلَا حَوْلَ / وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ بَنَى هٰذَا الْجَامِعَ الشَّرِيفَ الْمَرْحُومُ سِنَان پَاشَا فِي شَهْرِ مُحَرَّمِ الْحَرَامِ سَنَةَ سِتِّينَ وَثَلَاثٍ وَتِسْعِمِائَةٍ
—
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Allah bütün noksan sıfatlardan münezzehtir, bütün hamdler ona mahsustur. Allah’tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür. Azamet sahibi Yüce Allah’tan başkasında güç kuvvet ve kudret yoktur.
Bu şerefli cami, merhum Sinan Paşa tarafaından 963 senesinin Muharrem-i Harâm ayında yaptırılmıştır. [1555/56]
Yapdı evvel türbesini eyledi âhir sefer
Pertev-i Nûr-i Hüdâ Paşa-yı Firdevs-Âşiyân
—
Hayattayken kendi türbesini burada yaptırdı
Sonra Firdevs yurdunda yerini almak üzere bu dünyadan göçtü gitti
Küllü Şey’in Hâlikün sırrından aldı çün haber
Terk edip dünyâ evini cân gibi oldu revân
—
“Her şey helâk olucudur” ayetinin sırrına vâkıf olunca
Dünya evini terk edip öte âleme can attı
Iyş ü nûş eden fenâ bezminde kıldı âkıbet
Câm-ı mevti Sâkî-i Devrân elinden nûş-i cân
—
Fânî dünyanın meclislerinde o da yaşarken nihayet
Ölüm kadehini kader sâkîsinin elinden içti
Âh kim dest-i ecelden kimse hiç kurtulmadı
Ger emîr-i tâcdâr u ger vezîr-i kâmrân
—
Ne yazık ki ecelin elinden hiç kimse kurtulamadı
İster taç sahibi bir hükümdar olsun ister yüce bir vezir
Kıldı yevmü’l-erbaada rıhlet-i dâri’l-bekâ
Gurre-i Mâh-ı Cemâdi’l-Âhir olmuşdu ayân
—
Çarşamba günü bekâ yurduna göç etti
Cemâziyelâhir ayının ilk günü idi
Rûhiçün Fâtiha okun Nihâdî okuyup
Dedi târîh: “Ede Hakk rahmet ola Me’vâ-yı Cinân”
—
Nihâdî, ruhu için Fâtiha okuyup şu tarihi söyledi:
“Allah ona rahmet etsin, varacağı yer cennet yurdu olsun.”
980 [1572]
هٰذَا قَبْرُ الْعَالِمِ الْعَامِلِ الْفَاضِلِ الْكَامِلِ الْحَسِيبِ النَّسِيبِ السَّيِّدِ إِبْرَاهِيمَ الْمَشْهُورِ بِكُوجُكْ أَمِيرْ أَفَنْدِي، كَانَ وَالِدُهُ مُتَوَطِّنًا فِي آمَاسِيَه وَكَانَ مِنْ أَوْلِيَاءِ اللَّهِ الْكِبَارِ وَصَاحِبِ الْكَرَامَاتِ السَّنِيَّةِ
تُوُفِّيَ سَنَةَ ٩٣٥
—
İşte âlim, fazilet sahibi, olgun, soylu ve nesebi temiz olan, Küçük Emir Efendi diye meşhur Seyyid İbrahim Efendi Hazretleri’nin kabri burasıdır. Babası Amasya’da ikamet etmekteydi. Kendisi Allah’ büyük velilerinden ve yüce kerametler sahibi kimselerdendi.
Hicrî 935 yılında [1528/29] vefat etti.
أَكْرِمْ أَبَا أَيُّوبَ خَالِدًا
يَا رَبِّ فِي جَنَّاتِ خُلْدِكَ خَالِدًا
هُوَ صَاحِبٌ لِنَبِيِّنَا وَمُصَاحِبٌ
كَمْ مِنْ حَدِيثٍ يُرْوٰى عَنْهُ مُسْنَدًا
هُوَ مِنْ بَنِي أَخْوَالِ عَبْدِالْمُطَّلِبِ
لِنَبِيِّنَا مَنْ كَانَ جَدًّا ذَا أَجَدًا
شَرَّفَ اللهُ قَدْرَهُ فَأَنَاخَ فِي
مَأْوَاهُ رَاحِلَةَ الرَّسُولِ الْمُقْتَدٰى
آوَى النَّبِيَّ الْمُصْطَفٰى مُتَبَوِّئًا
لِلدَّارِ وَالْإِيمَانِ فِي هَدَى الْهُدٰى
هُوَ كَانَ حَيْثُ مِنَ الْإِضَافَةِ سَابِقًا
مِنْ سَادَةٍ نَصَرُوا النَّبِيَّ مُحَمَّدًا
نِعْمَ الْإِضَافَةُ وَالضِّيَافَةُ حَبَّذَا
ضَيْفٌ كَرِيمُ الْخُلْقِ فَيَّاضُ النَّدٰى
فَأَقَامَ بِالْبَرَكَاتِ سَبْعَةَ أَشْهُرٍ
فِي دَارِهِ حَتّٰى أَتَمَّ الْمَسْجِدَا
بِاللَّيْلِ كَانَ يَطُوفُ حَوْلَ جَنَانِهِ
حِفْظًا لَهُ لِسِلَاحِهِ مُتَقَلِّدَا
فَدَعَا لَهُ فَخْرُ الْوَرٰى فَلِأَجْلِهِ
حَيًّا وَمَيِّتًا صِينَ مِنْ كَيْدِ الْعِدٰى
شَهِدَ الْمَشَاهِدَ جَاهِدًا وَمُجَاهِدًا
وَمُكَابِدًا بِحُرُوبِهِ مَا كَابَدَا
حَتّٰى أَتٰى بِصَلَابَةٍ وَمَهَابَةٍ
فِي آخِرِ الْغَزَوَاتِ هٰذَا الْمَشْهَدَا
قَدْ مَاتَ مَبْطُونًا غَرِيبًا غَازِيًا
فَغَدَا شَهِيدًا قَبْلَ أَنْ يَسْتَشْهَدَا
رَبِّ ارْضَ عَنْهُ وَأَرْضِهِ فِي أَرْضِهِ
وَابْعَثْهُ لِلْجِيرَانِ يَشْفَعُ قَاعِدًا
وَانْصُرْ بِهِ سُلْطَانَ عُثْمَانَ الَّذِي
آثَرْتَهُ بِالْمُلْكِ دَامَ مُؤَيَّدَا
وَارْحَمْ بِهِ سُلْطَانَ أَحْمَدَ وَالِدَهُ
وَاجْعَلْهُ فِي دَارِ السَّلَامِ مُخَلَّدَا
هُوَ حَامِلٌ لِلِوَاءِ أَشْرَفِ مُرْسَلٍ
يَا رَبِّ تَحْتَ لِوَائِهِ ابْعَثْ أَسْعَدَا
ثُمَّ الصَّلَاةُ عَلَى النَّبِيِّ وَآلِه
وَجَمِيعِ أَصْحَابٍ صَلَاةً سَرْمَدَا
-----
Yâ Rabbî sen, kulun Hâlid bin Zeyd Ebâ-Eyyûb el-Ensârî’ye
Huld cennetlerine onu dâhil ederek ikrâm eyle
O ki, peygamber efendimizin yakın arkadaşlarından ve kendisinden müsned olarak çokça hadîs-i şerîfin rivâyet edildiği pek kıymetli bir zâtdır.
O ki, peygamber efendimizin kıymetli cedd-i kerîmi Abdülmuttalib Hazretleri’nin dayı-oğullarındandır.
Allah onun kadrini kıymetini şereflendirsin ki, kendisine her işte uymamız gereken Resulullah’ın bineği onun evinin önünde çökmüştür.
O ki, Peygamberimiz Muhammed Mustafa Hazretlerini, îmân ve hidâyet yurdu olan hânesinde ağırladı.
Bu kıymetli yakınlığından ötürü O, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam’a yardım eden ensâr-ı kirâmın önde gelenlerinden oldu.
Bu, ne güzel yakınlık ve ziyafettir ki O misafir ettiği kişi, ahlakı en güzel ve bol feyizler yağdıran bir zât-ı ekremdir.
Peygamberimiz aleyhisselâm, Ebâ Eyyûb’un hânesinde bereketleriyle beraber yedi ay konakladılar. Tâ ki Mescid-i Nebî’nin inşâsı tamamlanıncaya kadar.
Geceleri silahını kuşanarak, o serveri muhafaza etmek için onun etrafında dört dönerdi. (Efendimiz’in iştirak ettiği harblerde yakın korumalığını da yapmıştır)
Efendimiz aleyhisselam ona böylelikle vazîfe buyurmuşlardı, ölü ya da diri olmayı (sonunu) düşünmeden düşmanın tuzaklarından o serveri muhafaza buyurdu.
Pek çok gayretkeşlikle cihadlarda bulundu ve pek çok zorluklara göğüs gererek o Nebiyy-i Zîşân efendimizi canı pahasına harplerde müdafaa etti.
O ki, gazâlardaki bu yakın muhafızlığı ve gayretkeşliği ile cenk meydanında salâbet ve mehâbet kaynağı oldu.
Gazâ niyyetiyle geldiği bu topraklarda garîb olarak, daha şehîd olmayı arzu edecek bir muharebe dahi vuku bulamadan dizanteriden birkaç gün içinde şehîden vefat etti.
Yâ rabbi, ondan razı ol ve yattığı bu topraklarda da onu bizden razı et! O’nu dirilttiğin zaman da kabir komşularına (Tüm bu şehir halkına) onu şefaatçi eyle!
Yâ rabbi, mülkü ihsân ettiğin Sultan [II.] Osman Hân’a da bu zât hürmetine yardımlar eyle!
Ya rabbi, Sultan [II.] Osman Hân’ın babası olan Sultan [I.]Ahmed Han’a da bu zât hürmetine rahmet eyle ve onu sonsuz esenlik yurdunda meskûn eyle.
Yâ rabbi, kıyamet gününde hamd sancağını peygamberlerin en şereflisi olarak taşıyacak olan Nebiyy-i Zîşân efendimizin o kutlu sancağı altında bu Es‘ad’ı da haşr eyle!
Devamlı ve pek çok selamlar ve dualar Nebiyy-i Muhterem efendimizin ve ailesinin ve bütün eshabının üzerine olsun, âmîn!
[Şair: Şeyhülislam Esad Efendi]
———
Çü olup hâfız Sultân Ahmed
Tâli‘in sa‘d ede bahtın es‘ad
—
Tali‘i ve bahtı açık olsun, Sultan [I.]Ahmed Han burayı imar edip muhafaza etti
Sâl-i ömrün ede yüzden efzûn
Dil-i pâkin ede gamdan eb‘ad
—
Allah, onun ömrünü yüzden fazla, temiz gönlünü de kederden uzak eylesin
Türbe-i pâk-i Ebî-Eyyûbâ
Ki odur mevrid-i envâr-ı Samed
—
Ebî-Eyyûb Hazretlerinin, bu temiz türbesi ilâhî nurların fışkırdığı bir yerdir
O şeref-bahş-ı cihân buldu kim
Hâk-i pâkile safâ bu meşhed
—
O cihana şeref veren kutlu zatın temiz kabir topraği ile burası safâ buldu
O alemdâr-ı Resûl-i Ekrem
O sezâvâr-ı rızâ-yı bî-hadd
—
O, Resul-i Ekrem efendimizin gazalarda sancaktarı idi
O, Peygamber efendimizin nice tahsînlerine mazhar olmuş idi
Mefhar-i zümre-i Ensâr-ı Kirâm
Mevkıf-i Nâka-i Mahbûb-i Ehad
—
Ensar-i Kiram efendilerimizin içinde pek müstesna bir yeri vardı
Bir olan Allah’ın sevgilisinin devesi onun evinin önünde çöktü
Olan emr-i Hakk’la mihmânı
Muktedâ-yı Rusulullâh Ahmed
—
Tüm peygamberlerin kendisine uyduğu Ahmed peygamber
Hak teala’nın emri ile onun evinde misafir oldu
Erüp ol hazrete teslîm ü salât
Ola pür-nûr bu âlî-merkad
—
Buradan o yüce peygambere getirilen o salavatlar ile
Bu yüce makam baştan başa nurlara gark olmaktadır
Dâim ikramla edüp nazîrin
O Şehinşâh-ı Cihân’ı cedd ber cedd
—
Allah da bu türbenin ihya edicisi Sultan Ahmed Han’a
ve tüm dedelerine Ahiret’e ikramlarda bulunsun
İçini taşını etdi tezyîn
Oldu nev sanki o zîbâ künbed
—
Her yerini süsledi bezedi, sanki bu hoş türbe yeniden yapılmış gibi oldu
Eyledi hâne-i dînin âbâd
Cidd ü cehd edüp o Şâh-ı Emced
—
Böylece o yüce sultan, gayretler göstererek Ahiret yurdunu abad eyledi
Cümle hayrını Mevlâ bitüre
Çünkü hayr oldu o Şâh’a maksad
—
Bütün bu hayır işlerini Mevla Ahiret’te karşısına çıkarsın
Çünkü onun niyyeti hâlisâne hayır işlemek idi
Büyütüp eski du‘â penceresin
Açdı bir revzene k’olmaz münsedd
—
Eski dua penceresini büyütüp
Şimdi yeni bir pencere açtı ki bu Kıyamet’e kadar bir daha kapanmaz
Fazl-ı Hakk’la dâim ola meftûh
Oluna anda du‘â-yı bî-add
—
Hak teala’nın fazilet ve ihsanıyla daima açık olsun
Ve önünde nice dualar edilsin
Erüp ol dâver-i devre eseri
Bahtı fîrûz ola ömrü sermed
—
Bu hayrının karşılığı da o devrin sultanına ersin
Bahtı açık, ömrü uzun olsun
Çü mu‘ammer edüp ol Sultân’ı
Ola ebedî ma‘mûr bu ma‘bed
—
Allah, o sultanın ömrünü uzun,
Bu mabedi de Kıyamet’e kadar mamur eylesin
Her du‘â edene bu pencerede
Rûh-i pâkinden ere fazl u meded
—
Bu pencere önünde kim dua ederse
Ona Hazret-i Ebî-Eyyûb’un temiz ruhundan feyzler ve imdadlar erişsin
Çün oldu mâmer bu zîbâ revzen
Oldu eshâb-ı recâya mesned
—
Bu mermer dua penceresi pek hoş oldu
Dua edenler için hoş bir mekan oldu
Feyz-i Hakk ile Muhammed ana
Dedi bu beyt ile târîh aded:
—
Hak teala’dan gelen bir feyz ve ilham ile Şair Muhammed
Bu pencerenin açılması tarihini şu beytle söyledi:
“Açdı bu revzeni Sultân Ahmed
Bâb-ı ikbâli küşâd ola ebed”
—
“Sultan Ahmed Han bu pencereyi açtı
Onun da ikbal kapısı daima açılsın”
1021 [1612/13]
———