Harita

Kitabeler Haritası

31 Temmuz 2026 Cuma

Laleli Camii Kitabesi

 






صَاحِبُ الْخَيْرَاتِ وَالْحَسَنَاتِ وَرَاغِبُ الْجَنَّةِ الدَّرَجَاتِ الْمَرْحُومُ وَالْمَغْفُورُ الدَّارِجُ إِلَىٰ مَدَارِجِ رَحْمَةِ رَبِّهِ الْغَفُورِ اَلسُّلْطَانُ مُصْطَفٰىِ ثَالِثْ خَانِ ابْنُ السُّلْطَانِ أَحْمَدْ خَانِ ابْنُ السُّلْطَانِ مُحَمَّدْ خَانْ أَسْكَنَهُمُ اللهُ تَعَالٰى فَرَادِيسَ الْجِنَانِ وَقَدْ وَقَعَ تَعْمِيرُ هٰذَا الْجَامِعِ الشَّرِيفِ فِي سَنَةِ سَبْعٍ وَتِسْعِينَ وَمِائَةٍ وَأَلْفٍ


-----


[Bu camiyi yaptıran], Hayırların ve iyiliklerin sahibi, cennetin yüksek derecelerine rağbet eden; merhum ve mağfur, bağışlayıcı Rabbi’nin rahmet mertebelerine göçmüş olan Sultan [IV.] Mehmed Han oğlu Sultan [III.] Ahmed Han oğlu Sultan [III.] Mustafa Han’dır. Allahü Teâlâ onların hepsini cennetin en yüce bahçelerine yerleştirsin. Bu mübarek caminin [yangından sonra] tamiri Hicrî 1197 [1783] yılında gerçekleştirilmiştir.


[Caminin inşası : 1764]


30 Temmuz 2026 Perşembe

Nevşehirli Damad İbrahim Paşa Sebili Kitabesi

 







Hazret-i Sultân Ahmed Hân Gâzi kim onun

Âb-rûy-ı saltanatdır zât-ı pâk-i ekremi

Hazret-i Sultan [III.] Ahmed Han Gazi öyle yüce bir hükümdardır ki, onun tertemiz ve pek şerefli zâtı saltanatın şeref ve itibarının kaynağıdır



Bâ-husûs oldu muvaffak böyle bir düstûra kim

Hem emînü’l-mülkü hem dâmâdıdır hem mahremi

Hele bu vezire erişmekle ayrıca muvaffak olmuştur; zira o kimse, hem devletin emîni, hem damadı, hem de en yakın sırdaşıdır



İşte târîh-i selef var ise görmüş söylesin

Böyle şâhenşâh-ı efham böyle sadr-ı a‘zamı

Geçmiş zamanlara şahit olan varsa söylesin; böyle anlayış ve dirayet sahibi bir hükümdar ile böyle büyük bir sadrazamı bir arada görmüş müdür?



Hüsn-i niyyet göre âsâra muvaffak eyledi

Dinle Vehbî bu iki târîh-i bî-bîş ü kemi

Güzel niyetini eserlerine de yansıttı ve onları başarıya ulaştırdı; ey Vehbî, eksiksiz ve kusursuz olan bu iki tarih manzumesini dinle



“Kıldı reyyân cûd-ı İbrâhîm Paşa âlemi”

“Fî-sebîlillâh akıtdı dehre mâ’-i Zemzemi”

“İbrahim Paşa’nın cömertliği bütün âlemi kana kana doyurdu.” & “Allah yolunda dünyaya Zemzem suyunu akıttı.”



Vezîr-i a‘zam-ı Han Ahmed-i Gâzî ki devrinde

Musaffâdır küdûretten gönüller âb-ı nâb-âsâ

Gazi Sultan Ahmed Han’ın öyle bir sadrazamıdır ki, onun devrinde gönüller saf ve duru su gibi her türlü keder ve bulanıklıktan arınmıştır



Ne öyle pâdişâh geldi selefte taht-ı şâhîye

Ne bir şâh-ı cihân buldu o gûne âsaf-i dânâ

Geçmişte hükümdarlık tahtına onun gibi bir padişah gelmediği gibi, hiçbir cihan hükümdarı da onunki gibi hikmet ve dirayet sahibi bir sadrazam bulamamıştır



Du‘â-yı halkı isticlâb içün ol şâh-ı devrâna

Gelelden sadra etdi âlemi hayrât ile ihyâ

Halkın duasını kazanmak isteyen o devrin hükümdarı, onu sadrazamlığa getirdiğinden beri dünyayı hayır eserleriyle ihya edip mamur etmiştir



Cihânı etdiler adliyle âbâd eylesün memdûd

Şeh-i devrân ile sadr-ı güzînin devletin Mevlâ

Onlar adaletleriyle dünyayı mamur ettiler; Allah da devrin hükümdarı ile seçkin sadrazamın devlet ve saadetini daim ve uzun ömürlü kılsın



Reşîdâ müjde edip teşnegâna söyle târîhin:

“Sebîl-i ayn-ı İbrâhim Paşa’dır için sıhhâ”

Ey Reşîd, susamışlara müjde verip şu tarih mısraını söyle: “Bu, İbrahim Paşa’nın pınar gibi akan sebilidir; afiyetle için”



1132 [1719/20]





Hıdivv-i heft-kişver ya‘nî Ahmed Hân-ı Gâzî kim

Mü’eyyeddir umûr-ı saltanatda savb-ı Mevlâ’dan

Yedi iklimin hükümdarı Gazi Sultan Ahmed Han, saltanat işlerinde Allah’ın yardımı ve muvaffakiyetiyle desteklenmiş bir hükümdardır



Husûsâ sadr-ı a‘zam edeli dâmâd-ı zîşânın

Bulup râhat cihân aldı du‘â a’la vü ednâdan

Hele o şanlı damadını sadrazam tayin ettiğinden beri dünya huzur bulmuş, büyükten küçüğe herkesin duasını kazanmıştır



O düstûr-ı güzîni vasfa hâcet yok hüveydâdır

Halâs u sıdkı bu mevki‘de işbu ayn-ı îcâdan

O seçkin veziri övmeye ihtiyaç yoktur; çünkü onun doğruluğu, samimiyeti ve ihlâsı bu makamda gerçekleştirdiği eserlerle apaçık ortadadır



Zebân-ı lûlesi der teşneye târîh için Râşid:

“Su iç bu çeşme-i Dâmâd İbrâhîm Paşa’dan”

Ey Râşid, bu çeşmenin dili, susamış olana tarih olarak şöyle seslensin: “Bu Damat İbrahim Paşa’nın çeşmesinden su iç”



1132 [1719/20]





Şehenşâh-ı mekârim-pîşe Ahmed Hân-ı Gâzi’nin

Vezîr-i a‘zamı dâmâd-ı âli-kadr ü zîşânı

Fazilet ve cömertliği huy edinmiş Gazi Sultan Ahmed Han’ın yüce makam sahibi, şanlı ve değerli damadı olan sadrazamı



Ebü’l-hayr-ı nizâm-ı âlem İbrâhîm Paşa’nın

Reh-i Hakk’da revân oldu zülâl-i feyz-i ihsânı

Âlemin nizamını gözeten hayır sahibi İbrahim Paşa’nın ihsan ve bereket pınarı gibi olan cömertliği Allah yolunda akıp gitmiştir



Güzel buldu suyun mecrâ-yı ümn-i mekremet hakkâ

Olunca böyle olsun âdeme tevfîk-i Rabbânî

Gerçekten de su, ihsan ve hayrın bereketli yolunda en güzel mecrasını bulmuştur; insana ilâhî tevfik erişince işte böyle güzel işler meydana gelir



Kuru bir nâmı kaldı dilde ancak çeşme-i Hızrın

Ki icrâ eyledi bu çeşme hükm-i âb-ı hayvânı

Hızır’ın çeşmesinin gönüllerde yalnız adı kalmıştır; çünkü bu çeşme âdeta âb-ı hayatın hükmünü yerine getirerek onun yerini almıştır



Sebîli hod bakılsa bir içim sudur letâfette

Safâda Selsebîl-i Bâğ-ı Cennet dense erzânî

Bu sebil, güzellik ve zarafet bakımından adeta bir yudumluk saf sudur; berraklık ve letafette ona cennet bahçelerinin Selsebîl'i denilse yeridir



Hemîşe zât-ı pâki mevrid-i hayr-ı hisân olsun

Ola peyveste yâri lutf-ı Bârî avn-i Yezdânî

Onun temiz zâtı daima hayır ve iyiliklerin kaynağı olsun; Allah’ın lütfu ve ilâhî yardımı da sürekli kendisine yâr ve destek olsun



Du‘âsın su gibi ezberleyip bu beyt ile herkes

Desinler Tâibâ târîhini gördükçe atşânı

Herkes bu beyti su gibi ezberlesin ve susamış olan onu gördükçe, ey Tâib, bu tarih manzumesini dile getirsin



“Zülâl-i birr ü ihsânından İbrahim Paşa’nın”

“İçip şâd eylen ervâh-ı utâş-ı ehl-i îmânı”

İbrahim Paşa’nın iyilik ve ihsanının berrak suyundan içerek, susamış müminlerin ruhları sevinç ve ferahlık bulsun



1132 [1719/20]

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Camii Kitabesi

 





خَلِيفَةُ خَلْقِ اللهِ طَالَ بَقَاؤُهُ
بِهِ شَرُفَ الصَّدْرُ الرَّزِينُ الْمُسَدَّدُ


هُوَ الْآصَفُ الْمَمْدُوحُ أَضْحٰى مُفَخَّمًا
بِأَصْهَارِ سُلْطَانِ الزَّمَانِ الْمُؤَيَّدِ


أَمَانُ الْبَرَايَا كُلِّهِمْ فِي ذِرَاهُمَا
هُمَا لِلْوَرٰى دَامَا بِمَجْدٍ وَسُؤْدَدٍ


وَزِيرٌ لَهُ حَزْمٌ وَعَزْمٌ وَهِمَّةٌ
بَنٰى مَعْهَدًا لِلْعِلْمِ سَاوٰى بِفَرْقَدٍ



فَأَنْشَدْتُ بَيْتًا مِثْلَ دُرٍّ مُنَظَّمٍ
تَمَامًا حَوٰى تَارِيخَ بَيْتٍ مُشَيَّدٍ


مَقَامٌ لِإِبْرَاهِيمَ أَحْيَاهُ جَيِّدًا
وَزِيرُ السُّلْطَانِ الْمَمَالِكِ أَحْمَدُ


-----


Allah’ın kullarının halifesi olan hükümdarın [III.Ahmed] ömrü uzun olsun; onun sayesinde vakur ve isabetli devlet adamının şerefi yüceldi


O, övgüye layık veziriazam [İbrahim Paşa] zamanın muzaffer sultanına damad olmakla daha da yücelip itibarlı oldu


Bütün yaratılmışların emniyeti onların himayesindedir; onlar, insanlar arasında daima şan, şeref ve ululukla yaşayageldiler


Azim, kararlılık ve yüksek himmet sahibi bir vezirdir; ilim için Kutup Yıldızı ile boy ölçüşecek derecede yüce bir ilim yuvası inşa etti


Bunun üzerine dizilmiş inciler gibi bir beyit söyledim; o beyit, eksiksiz olarak bu mamur yapının tarihini ihtiva etti


“Memleketler Sultanı’nın veziri İbrahim [Paşa] bu makamı pek güzel ihya etti”


1132 [1719/20]




جَنَابُ الصَّدْرِ إِبْرَاهِيمُ صِهْرًا
لِحَضْرَةِ أَحْمَدَ السُّلْطَانِ دَامَا


بَنٰى لِلْعِلْمِ مَدْرَسَةً فَقُلْنَا

لَهَا التَّارِيخَ تَحْسَبُهُ تَمَامًا


وَزِيرُ الْعَهْدِ إِبْرَاهِيمُ مَجْدًا
لِطُلَّابِ الْعُلُومِ بَنٰى مَقَامًا

Yüce makam sahibi İbrahim [Paşa], Sultan [III.] Ahmed Hazretleri’nin damadı olarak daima yücelik ve izzet içinde olsun


İlim için bir medrese inşa etti. Biz de onun tarihini tam olarak ifade eden şu sözü söyledik:


“Devletin veziri İbrahim, ilim talebelerinin şerefi ve yüceliği için bu makamı inşa etti”


1132 [1719/20]






آصَفُ الْخَاقَانِ إِبْرَاهِيمُ إِذْ
مَالَ فِي إِحْيَاءِ رَسْمِ الْعَارِفِينَ


قَدْ بَنٰى هٰذَا الْمَقَامَ الْمُجْتَبٰى
لِلْكِرَامِ الْعَالِمِينَ الْعَامِلِينَ


بَيْتٌ مَعْمُورٌ لِلْعِلْمِ إِذْ بَدٰى
ظَلَّ تَارِيخًا مَطَافَ الْفَاضِلِينَ

Hâkân’ın vezîri [Nevşehirli Damad] İbrahim Paşa
Ariflerin izini ve yolunu ihyâ etmeye niyetlenince


Bu seçkin makamı,
kerem sahibi ilim ehli ve ilmiyle amel eden kimseler için inşa etti


İlim için mamur ve şen bir mekân olarak ortaya çıktı;
Şu ibrare de ona tarih oldu: “Fazilet sahiplerinin tavaf ettiği yer”


1132 [1719/20]





تَبَارَكَ رَبُّ الْعَرْشِ فِيهِ دَلَائِلُ
عَلٰى أَنَّهُ فَرْدٌ وَمِنْهُ النَّوَائِلُ


وَصَلِّ عَلٰى خَيْرِ الْخَلَائِقِ أَحْمَدَ
نَبِيٌّ كَرِيمٌ مِنْهُ بَانَتْ فَضَائِلُ


وَبَعْدُ فَسُلْطَانُ الْأَقَالِيمِ أَحْمَدَ
خَلِيفَةُ وَجْهِ الْأَرْضِ قِرْمٌ حَلَاحِلُ


لَمْ ضَارَةَ رَبِّ الْخَلْقِ سَاقَ وَزِيرَهُ
لِمَا أَنَّهُ لِلْبِرِّ سَاعٍ وَعَامِلٌ


فَأَنْشَأَ دَارًا لِلْعُلُومِ وَقَدْ غَدَتْ
كَمِشْكَاةِ مِصْبَاحٍ بِهَا النُّورُ شَاعِلٌ


وَظَلَّتْ إِذِ الْقُرَّاءُ فِيهَا تَدَارَسُوا
رِيَاضَ جِنَانٍ صَالِحٍ فِيهَا بَلَابِلُ


مَصَارِيعُ فِي أَطْرَافِهَا فَكَأَنَّهَا
كَوَاعِبُ أَتْرَابٌ عَفَافٌ حَلَائِلُ


فَأَحْمَدُ عِلْمِي بِشَوْقٍ أَتٰى لَهَا
بِبَيْتٍ بِهِ التَّارِيخُ وَافٍ وَكَامِلُ


لِآصَفِ إِبْرَاهِيمَ زِيدَ سُمُوُّهُ
مَعَالِمُ لَمْ يَسْبِقْ إِلَيْهَا الْأَوَائِلُ



Her türlü kusurdan münezzehtir Arş’ın Rabbi; O’nun bir ve yegâne ilâh olduğuna dair deliller apaçıktır. Bütün ihsanlar ve lütuflar da ancak O’ndan gelir


Salât eyle yaratılmışların en hayırlısı [Peygamberimiz] Ahmed’e;
O, faziletleri apaçık ortada olan kerem sahibi bir nebîdir


Bundan sonra; iklimlerin sultanı [Sultan III.] Ahmed,
Yeryüzünün halifesi, yiğit ve kahraman bir hükümdardır


Rabbinin rızası için vezirini sevk etti;
Çünkü o, hayır yolunda koşan ve iyilikle amel eden bir kimsedir


Böylece ilimler için bir yurt kurdu; o bina,
İçinde nurun parladığı bir kandil yuvası gibi oldu


Kur’ân okuyucuları orada ders halkaları kurup müzakere ettiklerinde, Orası, içinde bülbüllerin öttüğü cennet bahçelerine döndü


Etrafındaki revaklar ve bölümler sanki,
Birbirine denk yaşta, iffetli gelinler gibiydi


Ben de ilim ehli Ahmed olarak ona duyduğum şevkle,
Tarihi tam ve eksiksiz olarak ihtiva eden bir beyit söyledim:


“Sadrazam İbrahim Paşa — Allah yüceliğini artırsın — öyle eserler vardır ki, öncekiler onların benzerine erişememiştir”


1132 [1719/20]

26 Temmuz 2026 Pazar

Sultanahmed Camii Kitabesi

 







بُنِيَ تَقَرُّبًا اِلَى اللهِ الرَّحْمٰنِ وَتَطْلِيبًا لِشَفَاعَةِ نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ الْمَبْعُوثِ / بِخَيْرِ الْأَدْيَانِ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ زِنَةَ الْعَرْشِ وَمِلْأَ الْمِيزَانِ / عَبْدُهُ الْآمِرُ بِاِجْرَاءِ اَمْرِ اسْمِ الْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ عَامِرُ الْمَسَاجِدِ بِاِقَامِ / الصَّلَوَاتِ وَ قِرَائَةِ الْقُرْآنِ ظِلُّ اللهِ عَلَى مَفَارِقِ أَهْلِ الْاِيمَانِ / اَلْمُفْتَخِرُ بِخِدْمَةِ الْحَرَمَيْنِ الْمُحْتَرَمَيْنِ مِنَ اللهِ بِتَأْيِيدِ الْعَزِيزِ الْمُسْتَعَانِ / اَلْبَدْرُ الرَّابِعُ عَشَرَ فِي أَوْجِ سَمَاءِ السَّلْطَنَةِ مِنْ بَيْنِ آلِ عُثْمَانَ /اَلشَّمْسُ الْمُنِيرُ لَدَى إِجْلَالِهِ اسْمُهُ عُنْوَانُ اَلسُّلْطَانُ ابْنُ السُّلْطَانِ  


اَلسُّلْطَانُ أَحْمَدُ ابْنِ السُّلْطَانِ مُحَمَّدٍ ابْنِ السُّلْطَانِ مُرَادٍ ابْنِ السُّلْطَانِ سَلِيمٍ ابْنِ السُّلْطَانِ سُلَيْمَانَ ابْنِ السُّلْطَانِ سَلِيمٍ ابْنِ السُّلْطَانِ بَايَزِيدَ ابْنِ / السُّلْطَانِ مُحَمَّدٍ ابْنِ السُّلْطَانِ مُرَادٍ ابْنِ السُّلْطَانِ مُحَمَّدٍ ابْنِ السُّلْطَانِ بَايَزِيدَ ابْنِ السُّلْطَانِ مُرَادٍ ابْنِ سُلْطَانِ اُورْخَانَ ابْنِ السُّلْطَانِ عُثْمَانْ خَانْ  


أَدَامَ اللهُ سِلْسِلَةَ سَلْطَنَتِهِ مُتَسَلْسِلَةً إِلَى انْقِضَاءِ الدَّوَرَانِ وَإِكْرَامَهُ / فِي جَوَامِعِ اُنْسِهِ وَصَوَامِعِ قُدْسِهِ بِتِيجَانِ الرِّضْوَانِ وَرَوَّحَ / أَرْوَاحَ أَسْلَافِهِ فِي رِيَاضِ الرَّوْحِ وَالرَّيْحَانِ هٰذَا الْجَامِعُ / الرَّفِيعُ الْبُنْيَانِ وَكَانَ الْبَدْءُ فِي شَوَّالٍ سَنَةَ ثَمَانِيَةَ عَشَرَ وَأَلْفٍ وَتَارِيخُهُ: / لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ وَبَنَاهُ عَلَى التُّقٰى وَتَمَّ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ سَنَةَ خَمْسٍ وَعِشْرِينَ وَأَلْفٍ / وَتَارِيخُهُ: جَامِعُ السُّلْطَانِ أَحْمَدَ تَمَّ بِالْيُمْنِ الْجَلِيلِ / وَبِالصَّلَاةِ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ وَتَارِيخُهُ: صُلِّيَ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ



-----

Bu mübarek yapı, Rahmân olan Allah’a yakınlık kazanmak ve dinlerin en hayırlısıyla gönderilmiş Peygamberimiz Muhammed’in (Allah’ın salât ve selâmı Arş’ın ağırlığınca ve Mizan’ı dolduracak miktarda onun üzerine olsun) şefaatine erişmek ümidiyle inşa edildi. Bunu yaptıran; adalet ve ihsanın gereğini yerine getirmeyi emreden Allah’ın kulu, mescitleri namazın ikamesi ve Kur’an’ın okunmasıyla mamur eden, müminlerin başları üzerinde Allah’ın gölgesi olan, Aziz ve Müste‘ân olan Allah’ın desteğine mazhar bulunarak Haremeyn-i Şerîfeyn’e hizmet etmekle övünen, Osmanoğulları sultanları arasında saltanat semasının zirvesindeki on dördüncü gecenin dolunayı [14.Osmanlı Sultanı], yüceliği anıldığında adı aydınlık bir güneş gibi parlayan, Sultan oğlu Sultan…


Sultan Osman oğlu Sultan Orhan oğlu Sultan Murad oğlu Sultan Bayezid oğlu Sultan Mehmed oğlu Sultan Murad oğlu Sultan Mehmed oğlu Sultan Bayezid oğlu Sultan Selim oğlu Sultan Süleyman oğlu Sultan Selim oğlu Sultan Murad oğlu Sultan Mehmed oğlu Sultan Ahmed Han’dır.


Allah, onun saltanat silsilesini dünyanın sonuna kadar kesintisiz devam ettirsin; onu, ünsiyet yurdundaki camilerde ve mukaddes dergahlarda rıdvân taçlarıyla şereflendirsin. Atalarının ruhlarını da cennet bahçelerinde, huzur ve reyhan içinde hoşnut eylesin.


Bu yüce caminin yapımına Hicrî 1018 yılı Şevval ayında başlandı. Tarih mısra‘ı şöyledir: “Takvâ üzere temeli atılan o mescidi inşa etti.”


Yapı Hicrî 1025 yılı Ramazan ayında tamamlandı. Buna düşürülen tarih ise şöyledir:

“Sultan Ahmed Camii yüce uğur ve bereketle tamamlandı.”


İlk namaz Kadir Gecesi’nde kılındı. Bunun tarih mısra‘ı da şöyledir:

“Kadir Gecesi’nde namaz kılındı.”


1025 [1616]






Ey kemâl ü kerem ü hulk ile meşhûr-i cihân
Dil-i giryânımı gel lutf ile kıl handân

Ey olgunluğu, cömertliği ve güzel ahlakıyla dünyaca tanınan kişi; ağlayan gönlümü lütfunla sevindir


İltifâtına be-gâyet müterakkıb hâtır
Çeşm-i cân cânib-i mihrine demâdem nigerân

Gönlüm senin iltifatını büyük bir özlemle bekliyor; can gözüm ise durmadan sana çevrilmiş durumda


Lutf-i Hakk ile bugün zât-ı şerîfin bildim
Ayağın toprağıdır sürme-i ayn-ı a‘yân

Allah’ın lütfuyla bugün senin yüce şahsiyetini tanıdım. Ayağının toprağı, seçkin kimselerin gözlerine sürme olacak kadar değerlidir


Sadr-ı devletde karâr eyleyeli sultânım
Hâsılı üstümüze döndü sipihr-i gerdân

Sultanım, devletin en yüksek makamına geçtiğinden beri talih yüzümüze döndü


Bu kadar hayr-ı hasen eyleyen erbâb-ı kerem
Ede sahn-ı harem-i bâğ-i cinânda cevelân

Bu kadar hayır ve iyilik yapan cömert kişi, cennet bahçelerinin avlusunda dolaşsın


Kulzüm-i lutf u kerem cûş u hurûş eyler ise
Umarım bu dil-i nâlân dahî olmaz giryân

Lütuf ve cömertlik denizi coşup taşarsa, inleyen bu gönlün de artık ağlamayacağını umarım


Hâli ben bî-kes ü gam-dîde-i nâşâdın bil
Lütfuna kaldı eyâ sâhib-i hâtem-i ihsân

Ben kimsesiz ve gam içinde kalan biriyim; hâlimi bil.
Ey ihsan mührünün sahibi, artık senin lütfuna kaldım


Biz seninçün olalım Hakk’a du‘âda her ân
Sen safâda olasın gül gibi dâim handân

Biz her an senin için Allah'a dua edelim;
Sen de gül gibi daima huzurlu ve mes‘ûd ol


Hazret-i Ağa-yı ekrem nâmı Hacı Mustafa
Zâbit-i Dârüssa‘âde mahrem-i Osmâniyân

Bu kerem sahibi Ağa’nın adı Hacı Mustafa’dır ki Darüssaade Ağasıdır ve Osmanlı hanedanının mahrem hizmetinde bulunan kimsedir


Hân Ahmed niyyet etdikde binâ-yı câmi‘e
Nâzır etdi cümleye ol dem seni Şâh-ı Cihân

Sultan Ahmed bu camiyi yaptırmaya karar verdiğinde, cihanın şahı o anda seni bütün işlerin başına getirdi


Sarf edip makdûrunu ikdâm-ı küllî eyledin
İrgürünce kubbe-i âlîye ânı ol zamân

Elinden gelen bütün gayreti gösterip imkânlarını harcadın; sonunda o yüce kubbeyi tamamlayıp yerine ulaştırdın


Bunca ikdâm ile ol mâl-ı firâvânı beğim
Eyledin tahsîl hem etdin bu yolda hep revân

Beyim, bu kadar büyük gayret göstererek o bol serveti topladın ve hepsini bu yolda harcadın


Bin yıl ömrü olsa billâhi demek olmaz nasîb
Olsa dahî zîr-i destinde anın kevn ü mekân

Vallahi, insanın bin yıl ömrü olsa bile bunu söylemeye fırsat bulamaz; bütün dünya elinin altında olsa da böyledir


Böyle bir câmi‘-i bâlâ böyle bir âlî makâm
Cismi nâ-mevcûd iken geldi vücûda ol hemân

Böyle yüce bir cami ve böyle yüksek bir makam, ortada hiçbir şey yokken kısa zamanda meydana geldi


Himmet olunca olurmuş …
Devletin efzûn olup hem ömrün olsun câvidân

Himmet ve gayret olunca zor işler gerçekleşirmiş. Devletin ve ömrün de uzun olsun


Binde bir mümkün değil evsâfını şerh eylemek
Olsa gûyâ ger dehânımda eger sad zebân

Yüz dilim olsa bile senin vasıflarının binde birini bile anlatmam mümkün değildir


Görücek bu câmi‘i dedim anın târîhini:
“Eyledin bu dehr içinde hak bu kim âlî-nişân”

Bu camiyi görünce tarihini şöyle söyledim: “Sen bu dünyada gerçekten yüce bir eser meydana getirdin”


1028 [1619]