Bu yapının konumu
هَلِ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا جَمِيعًا/
سِوٰى ظِلٍّ يَزُولُ مَعَ / النَّهَارِ
تَفَكَّرْ أَيْنَ اَصْحَابُ / السَّرَايَا
وَاَرْبَابُ الصَّوَافِنِ وَ / الْعِشَارِ
وَاَيْنَ الْقَرْنُ بَعْدَ الْقَرْنِ / مِنْهُمْ
مِنَ الْخُلَفَاءِ وَالشُّمِّ الْكِبَارِ //
كَاَنْ لَمْ يُخْلَقُوا اَوْ لَمْ يَكُونُوا /
وَهَلْ حَيٌّ يُصَانُ عَنِ الْبَوَارِ /
وَزِيرِ مَشْرِقُ و مَغْرِبْ / بُزُرْگْوَارِ جِهَانْ / خَيْرِ مِلَّتْ —/ خَيْرُالدِّينْ پَاشَا / بَسَالِ هَفْتْصَدُ و هَشْتَادْ / وَ نُهْ بَشَهْرِ سَرَزْ / رِحلَتْ كَرْدْ زِدَارِ فَنَا بَدَارِ بَقَا // بَوَقْتِ صُبْحِ چِهَارْشَنْبَه / سَادِسِ مَاهِى كِه نَقْلْ / كَرْدْ بَحَضْرَتِ مُحَمَّدْ مَوْلٰى / رَبِيعِ اَوَّلْ هَمْ اَوَّلِ رَبِيعِ فُصُولْ / كِه خُونْ گِرِيسْتْ بَرَايِشْ اَهْلِ اَرْضُ و سَمَا / اُو رَوَانْ سُوىِ جَنَّتْ بَرَوَانْ شُدْ مِيگُفْتْ / — /
اِلٰهِي اَنْتَ جَبَّارُ السَّمَاءِ حَقِيقٌ بِالْمَحَامِدِ وَ الثّنَاءِ وَ قَدْ اَذْنَبْتُ جَهْلًا فَاعْفُ عَنِّي فَعَفْوُكَ عَنْ عِبَادِكَ غَيْرُ نَائِي اِلٰهِي كَمْ عَصَيْتُك فِي اُمُورِي / وَ لَا تَهْتِكْ بِهَا عَلَيَّ سُتُورِي وَلٰكِنْ زِدْتَ فِي الْاِحْسَانِ فَضْلًا كَذٰلِكَ فِعْلَ مَنَّانٍ غَفُورٍ هُوَ الْمَلِكُ الْغَفُورُ الشَّكُورُ /
عَلَيْكَ بِظِلْفِ نَفْسِكَ عَنْ هَوَاهَا
فَمَا شَيْءٌ اَلَذُّ مِنَ الصّلَاحِ
تَاَهَّبْ لِلْمَنِيَّةَ حِينَ تَغْدُو
كَاَنَّكَ لَا تَعِيشُ اِلَى الرَّوَاحِ/
فَكَمْ مِنْ رَائِحٍ فِينَا صَحِيحٍ
نَعَتْهُ نُعَاتُهُ قَبْلَ الصَّبَاحِ
وَ بَادِرُ بِالْاِنَابَةِ قَبْلَ مَوْتٍ
عَلٰى مَا فِيكَ مِنْ عِظَمِ الْجُنَاحِ
فَلَيْسَ اَخُو الرَّزَانَةِ مَنْ تَوَالِي
وَلٰكِنْ مَنْ تَشَمَّرَ لِلْفَلَاحِ
-----
Dünya ve içindekilerin hepsi nedir ki
Sabahla kaybolan birer karaltı misali
Bir düşün o büyük kumandanlar şimdi nerede
Büyük ticaret kervanları olan o zenginler nerede
Kuşaktan kuşağa birbiri ardınca gelip geçen
Yeryüzüne hükmeden o sultanlar padişahlar nerede
Sanki hiç bu dünyaya gelmediler, sanki hiç var olmadılar
Hiç birisi çürüyüp toprak olmaktan kurtulamadılar
Doğu’nun ve Batı’nın vezîri, cihânın ulu kişisi, ümmetin hayırlısı, Hayreddin Paşa, yedi yüz seksen dokuz senesinde, Peygamber Efendimiz Muhammed aleyhisselamın da vefat ayı olan Rebiülevvel ayının altısına rastlayan çarşamba günü sabahı [27 Mart 1387] Serez şehrinde, bu fânî dünyadan, bâkî aleme irtihal etti. Yer ve gök ehli onun ardından kan ağlarken O Cennet’e doğru gidiyor ve şöyle diyordu: “---”
İlâhî, sen göklerin cebbârısın, mutlak kudret sahibisin! Her türlü övgü ve hamda ancak sen layıksın. Ben cehlatle nice günahlar işledim, sen beni affet. Çünkü senin affın kullarına çok yakındır, affın ve merhametin her şeyi kaplamıştır.
İlâhî, işlerimde sana ne çok isyan ettim! Sen ise bunları benim yüzüme vurmadın ve ancak bana ihsan ve lutfunu artırdın. Bu gerçekten çok bağışlayan ve ihsan eden o yüce rabbin işidir. O Melik’tir, Gafûr’dur, Şekûr’dur.
Nefsin arzularından kendini koru
Aşırılıklardan kaçın zira budur hayatın lezzeti
Sabah uyanıp güne başladığında ölüme hazırlıklı ol
Sanki akşama mezarda olacakmış gibi ol
Aramızda nice sağlıklı kimseler vardı
Sabahına yakınları başında ağıtlar yaktı
İşlediğin o günahlar sebebiyle şimdi tevbe et ve pişman ol
ve sana ölüm gelmeden önce rabbine yönelen bir kul ol
Bu tövbeyi erteleyen kişi aklı başında birisi değildir
Akıllı, gerçek kurtuluşa kavuşmak için azimle çalışan kişidir