Bu yapının konumu
Zehî münkâd-ı emr-i Girdgâr-ı Zıll-i Rabbânî
Serefrâz-ı Cihândârân u Asrın Şâh-ı Devrânı
—
Allah’ın yer yüzündeki gölgesi mahiyetinde olup herkesin ona boyun eğdiği zat
Cihan ulularının ulusu, zamanın tüm padişahlarının padişahı
Menâr-ı nûr-i şân Sultân Selîm Hân-ı bülend-ikbâl
Bihîn gülbang-ı dâdı eyledi pür cümle âzânı
—
İkbâli yüce, şânı parlak Sultan [III.] Selim Han Hazretleri
Onun adalet ve sultanlığının ulu gülbangı cümle kulaklara erişmiştir
Güzîn-i Husrevân u Kıble-i Şâhân-ı Âmmdir
Tırâz-ı milketidir Yesrib ü Bathâ-yı Yezdânî
—
Onun yeri, cihanın tüm melikleri ve padişahaları içinde pek müstesna bir yerdir
Mübarek Mekke ve Medine şehirleri onun mülkünün sırma süsleridir
Cihânın nuhbesidir dâr-ı mülk-i saltanatdârı
Ki Eshâb-ı Kirâm’ın oldu hâmuşgâh-ı zîşânı
—
Onun saltanatının merkezi [İstanbul] ise tüm dünyanın en güzide yeridir
Ki nice şanlı Eshab-ı Kiram efendilerimiz bu topraklarda yatmaktadırlar
Husûsen buk‘a-i dilcû ve mensûb-i Ebî-Eyyûb
Darîh-i Hâlid ibni Zeyd-i Ensârî-yi nûrânî
—
Hususiyetle, Ebî Eyyûb Hazretleri’nin türbesinin burada olması sebebiyle
burası gönülleri cezbeden ne güzel bir belde olmuştur
Odur râyetkeş-i gazv u alemdâr-ı Resûlullâh
Anın dârında şâhenşâh-ı kevneyn oldu mihmânı
—
O ki, gazalarda peygamberimizin mübarek sancağını taşımıştır
Ve iki cihan sultanı, onun evinde misafir kalmıştır
Anınçün beyt-i pâki oldu berter Arş-ı A‘lâ’dan
Hümâyûn meşhedi de öyledir derk et bu tarz anı
—
Onun için onun temiz hanesi, Arş-ı A‘lâ’dan yüce olmuştur
Onun bu kutlu türbesi de bu kıymettedir bunu iyi anla
O medfendir tecellîgâh-ı envâr-ı füyûz u sırr
O bâb-ı türbenin aktâbdır bî-şübhe derbânı
—
O mübarek kabir ki ilâhî nurların ve sırların yağmur gibi yağdığı bir yerdir
O türbenin ziyaretçileri arasında da nice mübarek ulu zatlar vardır
Çü etdi feth Kostantîniyye’yi Sultan Mehemmed Hân
Sekiz yüzle dahî elli yedinin sâl ü ezmânı
—
Sultan Mehmed Han Kostantiniyye şehrini
Sekiz yüz elli yedi senesinde feth ettiği zaman
O dem kabr-i Ebî-Eyyûb’u kıldı Akşemseddîn
Kerâmetle bu yerde gün gibi izhâr u rahşânî
—
Akşemseddin Hazretleri o zaman Ebî-Eyyûb Hazretleri’nin kabrini
Kerametiyle keşf edip buldu ve gün gibi ortaya çıkardı
Güzâr-ı şeş sinîn-i fethden ol fâtih-i belde
Mezârı nezdine olmuş zehî bu câmi‘i bânî
—
Bu beldenin fatihi olan o Sultan da buraya bir inşaat başlatarak
Altı sene zarfında bu mezar yanına bir cami inşa ettirmişti
Mürûr-i vakt ile ammâ olup vehn-i kavî târî
Bu demde kıldı niyyet indirâsa çâr-erkânı
—
Fakat zamanın geçmesiyle caminin o sağlam bedeninde zayıflamalar oldu
Ve nihayet dört bir tarafından da yıkılmaya yüz tuttu
Sütûnunda kıyâma kalmayıp yârâ-yı bâlâ-gîr
Rükû‘a kubbesi meyl etdi buldu za‘f her yanı
—
Sütularının ayakta dik duracak halleri kalmadı
Kubbesi rükuya eğilmeye başladı ve her bir yanına za’f isabet etti
Olup saff ser ü sâmânı cümle müşrif-i secde
Tahiyyâta ku‘ûdu eylemişdi kasd-ı hîtânı
—
Caminin yer bir yanı ise secdeye gitmeye başlamışdı
Duvarları ise tahiyyata oturmuş kalmışları
Şeh-i âlem edip bu câmi‘i hep hedm esâsından
Nihâde eyledi üss-i nevin bünyâd-ı ümrânı
—
Alemin şahı Sultan III. Selim Han temellerine kadar yıktırıp
Baştan yepyeni şekilde bu camiyi inşa ettirdi
Derûn-i câmi‘ ü havlîsini tevsî‘ ile kıldı
Buna sarf hasbeten-lillâh emvâl-i firâvânı
—
Caminin hem içini hem avlusunu eskisinden daha da geniş yaptırdı
Bu iş için Allah yolunda nice mallarını infak etti
İlâhî defter-i a‘mâlini ol şâh-ı devrânın
Kılıp lebrîz-i ecr et nusr ile mesrûr şâd ânı
—
Ey Allahım, sen o sultanımızın amel defterini
Ecirler ve sevaplar ile doldu ve onun Ahiret’te mutlu mesud eyle
Kırâ’et eylesün Ârif bu târîhi musallîler:
“Selîm Hân yapdı a‘lâ ma‘bed-i Eyyûb Sultân’ı”
—
Ey Ârif, namaz kılanlar caminin inşa tarihini veren şu ibareyi okusunlar:
“Selim Han Eyyûb Sultân mabedini ne güzel yaptı”
1215 [1800/01]
-----
Zehî tâ‘at-geh-i ehl-i velâyet kim bu beytullâh
Metâf-ı evliyâdır tâ’ifi rehbürde-i matlûb
—
Bu Allah Evi [cami] Allah dostlarının ibadet ettiği yerdir
Evliya ve Allah yolu rehberlerinin etrafında bulunduğu mübarek bir mekandır
Basîretmende gerd-i sâhasından iktihâl etmek
Bakılsa farz-ı ayn olmuş ki müjgânın eder çârûb
—
Burası o kadar mukaddes ve mübarek bir mekandır ki, kalp gözü açık olanlara
Gözlerini buranın toprağından sürmelemek lazım olduğu pek açıktı
Bulundukda kerâmetle münevver meşhed-i Hâlid
Ki hâlâ genc-i nakd-i rahmet-i Hakk’dır o cây-ı hûb
—
Halid bin Zeyd Ebî Eyyûb el-Ensâri’nin nurlu kabri kerametle bulundu
Ki o kabir Allah’ın insanlara bir rahmet hazinesi olarak hâlâ buradadır
Kapu açmış musallîne salâ kılmışdı vaktinde
Cenâb-ı Hazret-i Fâtih yapıp bir câmi‘-i mergûb
—
Fatih Sultan Mehmed Han namaz kılanlar ve dua edenler için burada
bir güzel cami inşa ettirmiş ve burayı imar etmişti
Sevâbın ana vakf etmekle kasd-ı intisâb etmiş
Anınçündür olur bu ma‘bed ol devletlüye mensûb
—
Şimdi bu yeni yapılan camide kılınan namazların sevabı da O’na gider
Zira buradaki ilk cami aslında o devletlü Sultan Fatih Hazretleri’nin eseridir
Şefâ‘at-hâhlıkda fi‘l-i ceddin işleyip şimdi
Şeh-i âlî-himem tarz-ı kadîmin kıldı nev-üslûb
—
Sultan III.Selim Han da dedesi gibi şefaate kavuşmayı arzulayarak
Depremde harab olmuş eski binanın yerine şimdi yeni tarzda bu camiyi yaptırdı
Civârından rızâ pazârı dükkânlar alıp katdı
Kef-i sükkânlarına sayıverdi cümle zer-i mahbûb
—
Civardaki dükkanları ve evleri, sahiplerini razı ederek
ücretlerini ödeyerek hepsini satın aldı ve caminin avlusuna kattı
Büyütdü niyyet-i pâkiyle tathîr etdi havlîsin
Derûnundan binâ-yı nâ-becâ-yı eyleyip meslûb
—
Temiz bir niyyetle avluyu büyüttü ve temizledi
ve etraftaki uyumsuz binaları kaldırttı
Ebu’l-Feth-i Cihân’ın çünki tecdîd etdi âsârın
O Şâh’ı Hakk edip gâlib adûsün eylesin mağlûb
Fatih Sultan Mehmed Han’ın eserini yeniden bina etmiş oldu
Hakk teala da o Şâh’ı galip edip, düşmanlarını mağlup etsin
Sürûrî söyle târîhin edâ-yı farz edip anda
“Selîm Hân’a du‘â kıl oldu zîbâ Câmi‘-i Eyyûb”
—
Ey Sürûrî! Bu caminin inşa tarihini, ondan farz namazını kılıp da söyle:
“Selim Han’a dua kıl Eyyûb Câmisi ne güzel oldu!”
1215 [1800/01]