Bu yapının konumu
بُنِيَ تَقَرُّبًا اِلَى اللهِ الرَّحْمٰنِ ❀ وَتَطْلِيبًا لِشَفَاعَةِ نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ الْمَبْعُوثِ / بِخَيْرِ الْأَدْيَانِ ❀ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ زِنَةَ الْعَرْشِ وَمِلْأَ الْمِيزَانِ ❀ / عَبْدُهُ الْآمِرُ بِاِجْرَاءِ اَمْرِ اسْمِ الْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ ❀ عَامِرُ الْمَسَاجِدِ بِاِقَامِ / الصَّلَوَاتِ وَ قِرَائَةِ الْقُرْآنِ ❀ ظِلُّ اللهِ عَلَى مَفَارِقِ أَهْلِ الْاِيمَانِ ❀ / اَلْمُفْتَخِرُ بِخِدْمَةِ الْحَرَمَيْنِ الْمُحْتَرَمَيْنِ مِنَ اللهِ بِتَأْيِيدِ الْعَزِيزِ الْمُسْتَعَانِ ❀ / اَلْبَدْرُ الرَّابِعُ عَشَرَ فِي أَوْجِ سَمَاءِ السَّلْطَنَةِ مِنْ بَيْنِ آلِ عُثْمَانَ ❀ /اَلشَّمْسُ الْمُنِيرُ لَدَى إِجْلَالِهِ اسْمُهُ عُنْوَانُ ❀ اَلسُّلْطَانُ ابْنُ السُّلْطَانِ ❀
اَلسُّلْطَانُ أَحْمَدُ ابْنِ السُّلْطَانِ مُحَمَّدٍ ابْنِ السُّلْطَانِ مُرَادٍ ابْنِ السُّلْطَانِ سَلِيمٍ ابْنِ السُّلْطَانِ سُلَيْمَانَ ابْنِ السُّلْطَانِ سَلِيمٍ ابْنِ السُّلْطَانِ بَايَزِيدَ ابْنِ / السُّلْطَانِ مُحَمَّدٍ ابْنِ السُّلْطَانِ مُرَادٍ ابْنِ السُّلْطَانِ مُحَمَّدٍ ابْنِ السُّلْطَانِ بَايَزِيدَ ابْنِ السُّلْطَانِ مُرَادٍ ابْنِ سُلْطَانِ اُورْخَانَ ابْنِ السُّلْطَانِ عُثْمَانْ خَانْ ❀
أَدَامَ اللهُ سِلْسِلَةَ سَلْطَنَتِهِ مُتَسَلْسِلَةً إِلَى انْقِضَاءِ الدَّوَرَانِ ❀ وَإِكْرَامَهُ / فِي جَوَامِعِ اُنْسِهِ وَصَوَامِعِ قُدْسِهِ بِتِيجَانِ الرِّضْوَانِ ❀ وَرَوَّحَ / أَرْوَاحَ أَسْلَافِهِ فِي رِيَاضِ الرَّوْحِ وَالرَّيْحَانِ ❀ هٰذَا الْجَامِعُ / الرَّفِيعُ الْبُنْيَانِ ❀ وَكَانَ الْبَدْءُ فِي شَوَّالٍ سَنَةَ ثَمَانِيَةَ عَشَرَ وَأَلْفٍ وَتَارِيخُهُ: / لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ وَبَنَاهُ عَلَى التُّقٰى وَتَمَّ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ سَنَةَ خَمْسٍ وَعِشْرِينَ وَأَلْفٍ / وَتَارِيخُهُ: جَامِعُ السُّلْطَانِ أَحْمَدَ تَمَّ بِالْيُمْنِ الْجَلِيلِ / وَبِالصَّلَاةِ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ وَتَارِيخُهُ: صُلِّيَ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ
-----
Bu mübarek yapı, Rahmân olan Allah’a yakınlık kazanmak ve dinlerin en hayırlısıyla gönderilmiş Peygamberimiz Muhammed’in (Allah’ın salât ve selâmı Arş’ın ağırlığınca ve Mizan’ı dolduracak miktarda onun üzerine olsun) şefaatine erişmek ümidiyle inşa edildi. Bunu yaptıran; adalet ve ihsanın gereğini yerine getirmeyi emreden Allah’ın kulu, mescitleri namazın ikamesi ve Kur’an’ın okunmasıyla mamur eden, müminlerin başları üzerinde Allah’ın gölgesi olan, Aziz ve Müste‘ân olan Allah’ın desteğine mazhar bulunarak Haremeyn-i Şerîfeyn’e hizmet etmekle övünen, Osmanoğulları sultanları arasında saltanat semasının zirvesindeki on dördüncü gecenin dolunayı [14.Osmanlı Sultanı], yüceliği anıldığında adı aydınlık bir güneş gibi parlayan, Sultan oğlu Sultan…
Sultan Osman oğlu Sultan Orhan oğlu Sultan Murad oğlu Sultan Bayezid oğlu Sultan Mehmed oğlu Sultan Murad oğlu Sultan Mehmed oğlu Sultan Bayezid oğlu Sultan Selim oğlu Sultan Süleyman oğlu Sultan Selim oğlu Sultan Murad oğlu Sultan Mehmed oğlu Sultan Ahmed Han’dır.
Allah, onun saltanat silsilesini dünyanın sonuna kadar kesintisiz devam ettirsin; onu, ünsiyet yurdundaki camilerde ve mukaddes dergahlarda rıdvân taçlarıyla şereflendirsin. Atalarının ruhlarını da cennet bahçelerinde, huzur ve reyhan içinde hoşnut eylesin.
Bu yüce caminin yapımına Hicrî 1018 yılı Şevval ayında başlandı. Tarih mısra‘ı şöyledir: “Takvâ üzere temeli atılan o mescidi inşa etti.”
Yapı Hicrî 1025 yılı Ramazan ayında tamamlandı. Buna düşürülen tarih ise şöyledir:
“Sultan Ahmed Camii yüce uğur ve bereketle tamamlandı.”
İlk namaz Kadir Gecesi’nde kılındı. Bunun tarih mısra‘ı da şöyledir:
“Kadir Gecesi’nde namaz kılındı.”
1025 [1616]
Ey kemâl ü kerem ü hulk ile meşhûr-i cihân
Dil-i giryânımı gel lutf ile kıl handân
—
Ey olgunluğu, cömertliği ve güzel ahlakıyla dünyaca tanınan kişi; ağlayan gönlümü lütfunla sevindir
İltifâtına be-gâyet müterakkıb hâtır
Çeşm-i cân cânib-i mihrine demâdem nigerân
—
Gönlüm senin iltifatını büyük bir özlemle bekliyor; can gözüm ise durmadan sana çevrilmiş durumda
Lutf-i Hakk ile bugün zât-ı şerîfin bildim
Ayağın toprağıdır sürme-i ayn-ı a‘yân
—
Allah’ın lütfuyla bugün senin yüce şahsiyetini tanıdım. Ayağının toprağı, seçkin kimselerin gözlerine sürme olacak kadar değerlidir
Sadr-ı devletde karâr eyleyeli sultânım
Hâsılı üstümüze döndü sipihr-i gerdân
—
Sultanım, devletin en yüksek makamına geçtiğinden beri talih yüzümüze döndü
Bu kadar hayr-ı hasen eyleyen erbâb-ı kerem
Ede sahn-ı harem-i bâğ-i cinânda cevelân
—
Bu kadar hayır ve iyilik yapan cömert kişi, cennet bahçelerinin avlusunda dolaşsın
Kulzüm-i lutf u kerem cûş u hurûş eyler ise
Umarım bu dil-i nâlân dahî olmaz giryân
—
Lütuf ve cömertlik denizi coşup taşarsa, inleyen bu gönlün de artık ağlamayacağını umarım
Hâli ben bî-kes ü gam-dîde-i nâşâdın bil
Lütfuna kaldı eyâ sâhib-i hâtem-i ihsân
—
Ben kimsesiz ve gam içinde kalan biriyim; hâlimi bil.
Ey ihsan mührünün sahibi, artık senin lütfuna kaldım
Biz seninçün olalım Hakk’a du‘âda her ân
Sen safâda olasın gül gibi dâim handân
—
Biz her an senin için Allah'a dua edelim;
Sen de gül gibi daima huzurlu ve mes‘ûd ol
Hazret-i Ağa-yı ekrem nâmı Hacı Mustafa
Zâbit-i Dârüssa‘âde mahrem-i Osmâniyân
—
Bu kerem sahibi Ağa’nın adı Hacı Mustafa’dır ki Darüssaade Ağasıdır ve Osmanlı hanedanının mahrem hizmetinde bulunan kimsedir
Hân Ahmed niyyet etdikde binâ-yı câmi‘e
Nâzır etdi cümleye ol dem seni Şâh-ı Cihân
—
Sultan Ahmed bu camiyi yaptırmaya karar verdiğinde, cihanın şahı o anda seni bütün işlerin başına getirdi
Sarf edip makdûrunu ikdâm-ı küllî eyledin
İrgürünce kubbe-i âlîye ânı ol zamân
—
Elinden gelen bütün gayreti gösterip imkânlarını harcadın; sonunda o yüce kubbeyi tamamlayıp yerine ulaştırdın
Bunca ikdâm ile ol mâl-ı firâvânı beğim
Eyledin tahsîl hem etdin bu yolda hep revân
—
Beyim, bu kadar büyük gayret göstererek o bol serveti topladın ve hepsini bu yolda harcadın
Bin yıl ömrü olsa billâhi demek olmaz nasîb
Olsa dahî zîr-i destinde anın kevn ü mekân
—
Vallahi, insanın bin yıl ömrü olsa bile bunu söylemeye fırsat bulamaz; bütün dünya elinin altında olsa da böyledir
Böyle bir câmi‘-i bâlâ böyle bir âlî makâm
Cismi nâ-mevcûd iken geldi vücûda ol hemân
—
Böyle yüce bir cami ve böyle yüksek bir makam, ortada hiçbir şey yokken kısa zamanda meydana geldi
Himmet olunca olurmuş …
Devletin efzûn olup hem ömrün olsun câvidân
—
Himmet ve gayret olunca zor işler gerçekleşirmiş. Devletin ve ömrün de uzun olsun
Binde bir mümkün değil evsâfını şerh eylemek
Olsa gûyâ ger dehânımda eger sad zebân
—
Yüz dilim olsa bile senin vasıflarının binde birini bile anlatmam mümkün değildir
Görücek bu câmi‘i dedim anın târîhini:
“Eyledin bu dehr içinde hak bu kim âlî-nişân”
—
Bu camiyi görünce tarihini şöyle söyledim: “Sen bu dünyada gerçekten yüce bir eser meydana getirdin”
1028 [1619]