Bu yapının konumu
بُنِيَتْ هٰذَا الْجَامِعُ الشَّرِيفُ وَأَنْشَأَ الْمَجْمَعَ الْمَنِيفَ طَلَبًا لِمَرْضَاةِ اللَّهِ اللَّطِيفِ وَسَعَىٰ بِعِمَارَتِهِ بَاطِنًا وَظَاهِرًا تَحْقِيقًا / لِقَوْلِ أَصْدَقِ الْقَائِلِ الْقَادِرِ إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللَّهِ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَأَنَا الْفَقِيرُ إِلَىٰ رَبِّهِ الْغَنِيِّ الصَّمَدِ مُحَمَّدُ بْنُ پِير أَحْمَدَ / الْوَزِيرِ حَضْرَةِ السُّلْطَانِ ابْنِ السُّلْطَانِ السُّلْطَانِ مُرَاد خَانِ ابْنِ سَلِيم خَان خَلَّدَ اللَّهُ أَيَّامَ خِلَافَتِهِ إِلَىٰ آخِرِ الزَّمَانِ ابْتَدَأَ / بِعِنَايَةِ الْمَلِكِ الْمَنَّانِ لِسَنَةِ اثْنَتَيْنِ وَتِسْعِينَ وَتِسْعِمِائَةٍ وَخُتِمَ بِاسْتِعَانَةِ الْمَالِكِ الْمُسْتَعَانِ فِي سَنَةِ سَبْعٍ وَتِسْعِينَ وَتِسْعِمِائَةٍ
-----
Bu şerefli cami ve ulu mabed, yalnızca Allahü teâlâ’nın rızası gözetilerek ve her şeye gücü yeten ve en doğru söyleyici olan Hakk teala’nın şu ayet-i kerimesinde buyurduğu vechile: “Allah’ın mescidlerini Allah’a ve Ahiret gününe iman edenler imar ederler” [Tevbe-18] inşa edilmiştir. Hiç bir şeye muhtaç olmayıp yegane ululuk sahibi olan rabbine muhtaç olan ben fakir, Pir Ahmed oğlu Muhammed’im ki Sultan Selim oğlu Sultan [III.] Murad Han’ın veziriyim. Allah onun [ve neslinin] halifelik günlerini kıyamet gününe kadar ber-devâm eylesin. Bu caminin inşası 992 [1584] senesinde Melik ve Mennân olan Allah’ın yardımıyla başlamış olup 997 [1589] senesinde Mâlik ve Müste’ân olan Allahın izn ü inayetiyle hitâma ermiştir.
Cenâb-ı Hazret-i Sultân-ı Âdil Mustafâ Hân kim
Cihânı mazhar etdi lutf-i bî-pâyân u mevfûra
—
Adalet sahibi Sultan [III.] Mustafa Han Hazretleri
Cihanı sonsuz ve bol lütfuna mazhar etti
Muvaffak oldu bi-avn-i Hudâ ehl-i emânâta
Husûsâ câmi‘-i ilm ü amel müftî-i pür-nûra
—
Allah’ın yardımıyla güven ve emanet ehline işler muvaffak oldu
Özellikle ilim ve ameli birleştiren O nurlu müftü efendiye
Sebükhân olsalardı mekteb-i irfân u fazlında
Medâr-ı fahr olurdu fahr-i Sa‘deddîn-i meşhûra
—
Onun irfan ve fazilet mektebinde öğrenci olanlar
Meşhur Sa‘deddîn (Taftazânî) için bir övünç kaynağı olurlardı
Bu vâlâ câmi‘in kıldı işâret emr-i ta‘mîrin
Anın mi‘mâr-ı eltâfı veliyy-i vakf-ı mebrûra
—
Bu yüce caminin tamir edilmesini emretti
Bu hayırlı vakfın koruyucusu da onu güzelce imar etti
Ede Hakk sa‘yini meşkûr Şükrullâh Efendi’nin
Hulûs ile ne a‘lâ hizmet etdi ceddi mağfûra
—
Allah, Şükrullah Efendi’nin gayretini makbul ve mükâfatlı kılsın
Merhum ceddi için ne güzel ve samimi bir hizmette bulundu
Görüp tahsîn edip Ârif dedim târîh-i ta‘mîrin:
“Bihamdülillâh adîl oldu bu câmi‘ beyt-i ma‘mûra”
—
Ârif, bunu görüp beğenerek tamir tarihini şöyle söyledi:
“Hamdolsun, bu cami tamir edilip Beyt-i Mamur’a benzetildi”
1180 [1766/67]