Bu yapının konumu
جَامِعٌ جَاءَ لَطِيفًا وَ بَدِيعُ الْإِنْشَا
عَالِيَ السَّمْكِ مُنِيعًا وَ وَسِيعَ الْأَخْشَا
—
Bu cami, mimarisiyle eşsiz, zarif ve çok latif bir eser olarak meydana gelmiştir; kubbesi yüksek, yapısı sağlam ve içi pek ferah bir mabettir
فِي بُيُوتٍ أَذِنَ اللهُ لَهَا أَنْ تُرْفَعَ
وَالْعِبَادُ اُبَّهَاتْ كُلِّ زَمَانٍ تَفْشٰى
—
Allah’ın yükseltilmesine izin verdiği mübarek evlerden (mescitlerden) biridir; İnsanlar, her devirde oradaki o ihtişamın ve huzurun yayılışını görürler
دَامَ فِيهِ صَلَوَاتٌ وَ اُجِيبُ الدَّعَوَاتِ
بِنَهَارِ مُتَحَلٍّ وَبِلَيْلٍ يَغْشٰى
—
İçinde namazlar daim olsun, dualar her daim kabul buyurulsun; Güzelliklerle süslü gündüzlerde de, her yeri örten gecelerde de ibadet onun içinde hiç eksilmesin
يَأْمُرُ النَّاسَ بِأَنْ يَقْتَرِفُوا مَعْرُوفًا
وَعَنِ الْمُنْكَرِ يَنْهٰى وَ صَنَعَ الْفَحْشَا
—
İnsanlara iyiliği işlemeyi, hayırlı işlerde bulunmayı emreder; Kötülüklerden sakındırıp çirkin işlerden ve günahtan onları uzak tutar
قُلْتُ إِذْ تُمِّمَ بِالْخَيْرِ لَهُ تَارِيخًا
عَمَّرَ الْجَامِعَ بِالْحُسْنِ مُحَمَّدْ پَاشَا
—
Bu cami hayırla tamamlandığında, bitişine şu sözü tarih düşürdüm: “Muhammed Paşa, bu camiyi pek güzel imar etti”
1002 [1593/94]
رَبُّنَا الْأَعْلَى تَعَالٰى شَانُهُ
عَزَّ جَلَّ فَهْمُ الْوَرٰى سُلْطَانُهُ
—
Rabbimiz en yücedir, ne uludur şanı
Kulların aklını aşar onun ulu saltanatı
تَمَّ مِنْ آثَارِ أَفْضَالٍ لَهُ
جَامِعٌ مُسْتَحْكَمٌ بُنْيَانُهُ
—
Temelleri sapağlam atılan bu cami
Onun lütuflarının bir eseri olarak tamamlandı
نُورُهُ مِنْ كُلِّ وَجْهٍ لَامِعٌ
لِلْمَعَالِي جَامِعٌ عُمْرَانُهُ
—
Her bir köşesinden sanki bir nur parlar
Bütün yücelikleri bir araya toplar bu camiin imarı
مِنْ بُيُوتِ اللهِ بَيْتٌ آمِنٌ
فَلْيَكُنْ مُسْتَبْشِرًا جِيرَانُهُ
—
Allah’ın evlerinden, en emîn bir evdir burası
müjdelerle dolsun, ferahlasın her bir komşusu
قَدْ بَنَاهُ مَعْبَدًا لِلْمُؤْمِنِينَ
صَاحِبٌ مُسْتَكْمِلٌ إِيمَانُهُ
—
Müminlere bir ibadethane olsun diye inşa etti onu
imanı tam, yüce gönüllü bir hayır sahibi
آصَفِيُّ الرَّأْيِ صَدْرٌ عَاقِلٌ
مُسْتَشَارٌ نَادِرٌ أَقْرَانُهُ
—
Âsaf gibi isabetli görüşlü, akıllı bir sadrazamdır o
eşi benzeri az bulunan, nadide bir müsteşârdır o
اِسْمُهُ السَّامِي مُحَمَّدْ دَامَ فِي
حُسْنِ ذِكْرٍ عَالِيًا عُنْوَانُهُ
—
Onun ismi Muhammed’dir [Cerrah Mehmed Paşa]
iyilikle daim olsun, güzel dualarla anılıp şanı hep yüce kalsın
خَيْرُهُ لَا زَالَ خَيْرًا بَاقِيًا
فَكَمَالٌ لَا يُرٰى نُقْصَانُهُ
—
Yaptığı bu hayır hiç tükenmeden hep baki kalsın
öyle bir kemâldir ki bu, hiçbir noksanı bulunmasın
تَمَّ يُمْنٌ وَ فِي حُسْنٍ فِي اثْنَتَيْنِ
بَعْدَ أَلْفٍ عَالِيًا أَيْوَانُهُ
—
Bu ulu ve yüksek yapı, bin senesinden sonraki
ikinci senede bereket ve hayırla tamamlandı
قَالَ رُوحُ الْقُدْسِ فِي تَارِيخِهِ
مَسْجِدٌ مُسْتَحْسَنٌ أَرْكَانُهُ
—
Gaybdan bir melek şöyle fısıldadı tarihini:
“Sütunları ne kadar da hoş, ne güzel bir mescit”
1002 [1593/94]