Bu yapının konumu
Gülistân-ı Nakşibendiyye’den yine tîğ-i ecel
Bir gül-i sadbergi kat‘ etdi hezâr âh u enîn
—
Nakşibendîlerin gül bahçesinden yine ecel kılıcı
Binlerce âh olsun ki bir gülü kesti kopardı
Ya‘nî Tokâdî Efendi hem Muhammed nâmdâş
Ârif-i billâh emîn-i sırr-ı rabbü’l-âlemîn
—
Adı Muhammed olan Tokadî Efendi
Rabbini tanıma sırlarına vâkıf olmuş bir zât-ı kâmil idi
Mürşid-i râh-ı hidâyet, hacegânın erşedi
Vâkıf-ı sırr-ı ledün, ilme’l-yakîn ayne’l-yakîn
—
Hidayet yolunun mürşidi, hocaların en olgunlarından
Hem ilmelyakin hem aynelyakin olarak lüdün ilminin sırlarına vakıf idi
Mürg-i rehber olduğu ahrâra pes ma‘rûf idi
Zât-ı ma‘sûmu’l-irâde zü’l-cenâheyn-i zemîn
—
O, gönül ehline yol gösteren bir rehber olarak tanınmış
İradesi korunmuş, yeryüzünde kemalin iki kanadını taşıyan müstesna bir zât idi
Siyyemâ bâğ-ı hadîs-i Ahmed’in nahli idi
Yek bin dest-i kerâmetle olup hil‘at-güzîn
—
Hele ki o, peygmberimizin hadis bahçesinin seçkin bir hurma ağacı gibiydi
Binbir keramet menbaı olan Ahmed Yekdest Hazretleri tarafından manevî hil‘at giydirilmiş seçkin bir zât idi
Eyleyip habs-i nefs gavvâs-ı bahr-i lâ-yezâl
Buldu dürr-i vaslı erdi asla fer‘inden hemîn
—
Nefsini terbiye edip sonu olmayan hakikat denizine dalan bir dalgıç oldu
Böylece vuslat incisini buldu ve dalından aslına, yani hakiki menşeine ulaştı
Asdıkâdan pençe-i şîr-i ecel dûr eyledi
Ola Sıddîk’in karîni Şîr-i Hakk’la hem-nişîn
—
Nihayet dostlardan ölüm aslanının pençesinden onu uzaklaştırdı
Allah’ın Aslanı ile hem-sohbet, Hz. Sıddîk’ın da yakın arkadaşı ve komşusu olsun
Peyk-i vahdet sırr-ı pâkinden okur târîhini:
“Oldu lâhute revân Allah deyip Rûh-i Emîn”
—
Vahdetin habercisi, onun tertemiz sırrından şu tarih mısra‘ını okur:
“Emîn’in ruhu Allah! diyerek lâhût âlemine göçtü”
1158 [1745]


