Bu yapının konumu
Husrev-i Cennet-Mekân Hâkân-ı Firdevs-Âşiyân
Dâver-i Cemşîd Ferdrâ-yı Hurşîd i‘tilâ
—
Cenneti yurt edinmiş büyük hükümdar; Cemşîd gibi adalet sahibi, güneş gibi yüce ve ihtişamlı bir hakandır. Saltanatı ve şanı göklere yükselmiştir
Ya‘nî Sultân Ahmed ol şâh-ı Süleymân-kadr kim
Şâhlar olurlar idi dergehine çehresâ
—
Yani Sultan Ahmed, kıymeti Hz. Süleyman’ınkine benzeyen bir hükümdardır ki, diğer hükümdarlar onun huzuruna gelip hürmetle yüz sürerlerdi
Gördü kim bu âlem-i fânî değil cây-i karâr
Cân atıp Firdevs’e kıldı azm-i iklîm-i bekâ
—
Bu geçici dünyanın kalıcı bir yurt olmadığını gördü; gönlünü cennete bağlayarak ebedî âleme göçtü
Şâhbâz-ı rûh-i pâki arşa pervâz eyledi
Oldu cism-i pâkine bu merkad cây-i dilküşâ
—
Temiz ruhu bir şahin gibi arşa yükseldi; pak bedenine ise bu kabir huzur ve güzellik dolu bir makam oldu
Hâbgâhın Adn kıl yâ Rab o Şâh-ı Âdil’in
Cennet-i A‘lâ’da lutfunla müyesser kıl likâ
—
Ey Rabbim, o adaletli hükümdarın istirahat yerini Adn Cenneti eyle; lütfunla ona Cennetü'l-A'lâ'da sana kavuşmayı nasip et
Türbe-i ulyâsının itmâmına târîhdir:
“Türbe-i Sultân Ahmed evc-i ılliyyîn ola”
—
Bu yüce türbenin tamamlanışına düşürülen tarih şudur: “Sultan Ahmed'in türbesi yücelerin en yüce makamında olsun.”
1028 [1619]
Şâh-ı dâver Osmân-ı âlî-himem
Sâye-i Hakk menba‘-ı cûd u kerem
—
Adalet sahibi, yüce himmetli Sultan [Genç] Osman; Hakk'ın gölgesi, cömertlik ve ihsanın kaynağıdır
Sâhib-i Îrân u Tûrân u Yemen
Mâlik-i Rûm u Arab mülk-i Acem
—
İran, Turan ve Yemen'in sahibi; Rum, Arap ve Acem diyarlarının hükümdarıdır
Çün cülûs etdi serîr-i devlete
Âzim oldu nusret-i şer‘a o dem
—
Devlet tahtına çıkınca, o anda şeriatın icrâsına yardım etmeye koyuldu
Etdi ihyâ sîret-i ecdâdını
Verdi revnak Mülk-i Osmân’a bu dem
—
Atalarının yolunu yeniden ihya etti; o vakit Osmanlı ülkesine yeniden parlaklık kazandırdı
Sa‘y edip itmâmına bu türbenin
Ömrün efzûn eyleye Hakk dem-be-dem
—
Bu türbenin tamamlanması için gayret etti; Allah ömrünü anbean artırsın
Hakk bu kim gelmez cihâne böyle şâh
Şer‘i icrâ etmede sâbit-kadem
—
Gerçek şu ki, dünyaya bir daha böyle bir padişah gelmez; şeriatı uygulamada sarsılmaz bir sebat sahibidir
Tâbi‘-i şer‘-ı mutahhar olmağın
Oldu münkâd emrine cümle ümem
—
Temiz şeriata bağlı olduğu için bütün ümmetler de onun emrine boyun eğdi
Devha-i ömrüne hergiz ermesin
Sarsar-ı bâd-ı havâdisden sakam
—
Ömür ağacına, hâdise rüzgârlarının yıkıcı kasırgalarından hiçbir zaman bir âfet erişmesin
Haşre dek bâkî ola bu silsile
Olalar âlemde dâim muhteşem
—
Bu hanedan kıyamete dek bâki kalsın; dünyada daima ihtişam ve azamet sahibi olsunlar
Devr ede tâ kim bu cerhi nîlgûn
Devr-i Adli eyleye ref‘-i sitem
—
Mavi gök dönüp durdukça, onun adalet devri zulmü ortadan kaldırsın
Mücâhid-i fî-sebîlillâh gâzî
Murâd Hân ol felek-kadr ü melek-zât
—
Allah yolunda cihad eden gazi, gökler kadar yüce ve melek tabiatlı Sultan Murad Han
Edip dîn-i mübîne nice hizmet
O şâh-ı gâzî-yi ferhunde-âyât
—
O kutlu alametlere sahip gazi hükümdar, apaçık İslâm dinine pek çok hizmet etti
Huzûrun terk edip etdi gazâlar
Adûye etmedi hergiz müdârât
—
Rahatını bırakıp gazalara çıktı; düşmana hiçbir zaman taviz vermedi
Revân’ı sonra Bağdâd’ı edip feth
İki şâhidle şânın etdi isbât
—
Önce Revan’ı, ardından Bağdat’ı fethederek şanını iki şahit gibi bu iki fetihle ispat etti
Cünûdu ya şehîd oldu ya gâzî
Sa‘âdet buldular ahyâ vü emvât
—
Askerleri ya şehit oldu ya da gazi; tebasının dirileri de ölüleri de saadete erişti
Çün etdi devlet-i ukbâyı tercîh
Makâmın Hakk ede a‘le’l-makâmât
—
Madem ki ahiret devletini tercih etti, Allah da onun makamını makamların en yücesi eylesin
Vefât edince ol Sultân-ı Gâzî
Dedi Hâtif: “Leke’l-büşrâ bi-Cennât”
—
O gazi sultan vefat edince, gaipten bir ses vefat tarihini şöyle söyledi: “Sana cennet müjdeler olsun!”
1049 [1640]